Baş Kitabımız

Baş Kitabımız

Dostlarımız

Dostlarımız

Kütüphanemiz

Kütüphanemiz

Kitaplarımız

Kitaplarımız

Şah Ve Sultan

Salı, Haziran 14, 2011


İskender Pala önyargım yüzünden uzunca bir süredir okumayı ertelediğim kitap.
Hele Zahir'den sonra hiç çekemem, diyordum.
Ama yanılmışım, aksine çok iyi geldi.

Yavuz Sultan Selim ve ezeli rakibi Şah İsmail ilişkisine dair bir roman.
Satır aralarında aşkı bulabileceğiniz, karşılaştırmalar yapacağınız, o döneme dair bildiklerinizi tartacağınız son derece güzel bir kitap.

Hani benim gibi dilini ağır bulanlara sesleniyorum:
Kitabın dili sizi beni düşünerek ağır yazılmamış belli.

Kamber Can'ın yaşadıklarından yola çıkarak sevgiyi tanımlamaya çalışması takdire şayan.
Şiddetle tavsiye ederim.

A'mâk-ı Hayâl

Filibeli Ahmet Hilmi'nin büyük kitlelerce okunan ve beğenilen kitabı A'mâk-ı Hayâl'i bitirmiş bulunmaktayım. Kitabı okurken ara verip iki kitap daha okudum, böylece kitaptan biraz kopmuş oldum, aslında kopmamam gerekiyordu çünkü aynı kişinin birbirinden bağımsız yaşadığı hikayelere yer verilmiş kitapta. Belki de ben kitabı yanlış zamanda okudum, kendimi veremedim, bana ağır geldi... bilemiyorum :r 
 

Açıkçası kitapta beğendiğim noktalar olsa da zoraki bir okumaydı, duyduğum yorumlar beni güzel bir yer bulacaksın, beğeneceksin, dur bak şurdan şöyle bir şey çıkabilir de etkilenebilirsin gibi kendimi telkinlerimle geçse de sonuç hüsran.. beklentilerimi karşılamadı. Anlaşılması zor mesajlar içeriyor kitap, yani okuduğum yorumlar mesajlar içerdiğini söylüyor, ancak ben çok alamadım mesajları, benim algıda bi problem olabilir. Belki ilerde tekrar okuduğumda keyif alabilirim, bilmiyorum. 


Eser, tanıtım ve kitabın tüm bölümleriyle şurada da yer almaktadır, göz atmak ve okumak isterseniz buyrun.


“Saadet, hayatı olduğu gibi kabul edip zorluklarına göğüs gererek ıslahı için çaba göstermektir.”

İki Darbe Arasında - İskender Pala

Pazartesi, Haziran 13, 2011


okuyup bitireli epeyce zaman oldu, ancak yazmak bugüne nasipmiş.. öncelikle gerçekten beğendiğimi ve zevkle okuduğumu söylemek istiyorum.. 

iskender pala bu kitabında deniz kuvvetleri'nde geçirdiği bir on beş yılını anlatıyor.. 12 eylül darbesinden hemen sonra başlayan ve 28 şubat post modern darbesinden kısa süre önce son bulan on beş yıl.. askeri hayatı, o dönemdeki bir çok askerin başına geldiği gibi düzmece dosyalarla haksız yere ordudan ihraç edilerek son buluyor.. sonrasında ise hepsi için çok zor günler başlıyor.. biz bu günlerin iskender pala için ne denli zor geçtiğini kitabından okuyoruz, diğerlerini ise bunun üzerinden tahayyül etmeye çalışıyoruz.. iskender pala ki, doçentlik titrına sahip, çevresi oldukça geniş bir insanken, askeriyede olduğu dönemde bir sürü üniversiteden teklif alırken, o zor dönemde sadece 3 kişinin desteğini hatırlıyor.. kim bilir diğerleri ne hallere düşmüştür diye düşünmeden edemiyor insan..

on beş yılda neler yaşamış? bir sürü ilginç anı, epeyce haksızlık ve ön yargı.. bunun sonucu ilk ataması hariç tam on bir tayin.. kitabı okurken pala'nın bilgisine ne kadar güvendiğini görüyor ve zaman zaman megalomanca da buluyordum açıkçası.. hatta kendisi de bu konuda biraz özeleştiride bulunuyor, bazen gereksiz yere basit inatlaşmalara girdiğinden bahsediyor..


bütün bunların dışında beni kitapta en çok etkileyen iki şey vardı.. 

birincisi iskender pala'nın azmi ve çalışkanlığı.. kendisi doktorasını ve doçentliğini askeriyedeyken yapıyor ve bu dönemde bir çok araştırma yapıp kitap da yazıyor.. öyle ki uzun zaman tatil nedir bilmeden, işten geldikten sonra akşamları odasına kapanarak, haftasonlarını da çalışarak geçirerek hem de.. 

ikincisi ise eşinin desteği.. aslına bakarsanız eşinin desteğini bir kez dile getirmiş kitabında, daha fazla değil.. ama kitabı okuduğunuzda iskender pala'nın bu denli çalışabilmesini ve üretebilmesini ancek eşinin olağanüstü desteğiyle gerçekleştirmesinin mümkün olduğunu görüyorsunuz.. bir insan sürekli çalışıyorsa ve ailesiyle birlikte tatil yapmayı bile çok erteleyebiliyorsa ve yine de üretken olabiliyorsa o evde müthiş bir destek ve huzur ortamı var demektir.. bu açıdan evliliklerine gerçekten gıpta ile baktım..

sonuç itibariyle okunmasını kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap :)

ve bir iki alıntı :

'Bilemezdim ki iyiliğin bilgisine sahip olmayanlara diğer bütün bilgiler zarar verir. Bilemezdim ki bilgi, bilgisizleri acıtır..'

'Rekabet ürünlerde en iyiyi, ama insanlarda en kötüyü ortaya çıkarıyordu.'



'Bazı insanlar vardır onlarla dost kalabilmek için daima sizi geçmelerine müsaade etmeniz gerekir, eğer dostlarınızı geçecek olursanız, artık kendinize başka düşman istemeyin.'

muhabbet ile.. 

Kelebek - Henri Charriere

Muhteşemdi!

İddialı bir giriş oldu değil mi? Gerçekten muhteşemdi. Kitap yorumlarında ''gerçek bir başyapıt'' diye yazarlar ya. Bence bu kitap için o üç kelimeye bile gerek yok. Sadece ''başyapıt'' yazsanız yeterli.

Kelebek, rahmetli eniştemin kitaplığından. 1970 basım. Aile büyüklerinin hemen hepsi bu kitabı okumuş. Babam, tam beş kere! Filmini de anlata anlata bitiremiyorlar.

Bir insan hiç mi umudunu yitirmez? Hiç mi vazgeçmez? Adalet en nihayetinde yerini buluyor mu demeliyim yoksa insan isteyince her şeyi mümkün kılar mı demeliyim bilemiyorum.


Henri, işlemediği bir cinayetten kürek cezasına çarptırılıyor, yıllarca hücrede kalıyor, bir şekilde kurtuluyor, kaçıyor, yakalanıyor, yine kaçıyor. Artık sayamıyorsunuz ne kadar kaçmaya çalıştığını. Ve anlamıyorsunuz bir insanın bunları yaşadıktan sonra akıl sağlığını nasıl kaybetmediğini. Aslında cevabı basit. İnanç! Sabır!


Kitapla vedalaşmam bir hayli zor oldu. Hem okuma süresi uzun sürdüğünden hem de sahibi eniştem olduğundan. Kitaplığa bıraktım ama ikide bir gidip sayfalarını karıştırdım. Ve kitaplıktaki diğer kitapları her zamanki gibi sıkılmadan inceledim. Neyse.. Vakit, yeni kitaplara, yeni yazarlara ve yeni karakterlere yol alma vaktidir. Ama Kelebek hayatım boyunca unutamayacağım kitaplar arasında üst sıralarda yerini aldı.


Önsözde;
''... bir sayfanın sonunda tuvalete gittiğini yazmaktaysa sayfayı çevirmek zorunda kalıyorsunuz. Tuvalete giden o değil, sizsiniz.''
yazıyor.Henri kaçmaya çalışırken ne hale geldiğimi düşünün artık. 

Bir paragraf vardı ki;

Hiç bir dinsel eğitimden geçmemek, hristiyan dininin elif besini, İsa'nın babasının kimliğini, Meryem Ana'nın gerçek kişiliğimi, babasının dülger mi yoksa deveci mi olduğunu bilmemek. Bütün bu cehalet tabakası, gerçekten arandığında Tanrı'ya rastlamayı engellemiyor. Rüzgarda, güneşte, denizde, ormanda, yıldızlarda, insanoğlunun beslenmesi için sağa sola bol bol serpiştirdiği balıklarda onu bulmak mümkün.

Çok doğru değil mi?










Arka Kapak:
"KELEBEK" Henri Charriere, işlemediği bir cinayetten müebbet kürek cezasına çarptırıldığında, yargıtaya bile başvurmayacak kadar umutsuz, toplumun gözden çıkardığı bir süprüntüydü. Uğradığı haksızlığın bilediği bir hınçla çok az insanın sağ kalmayı başardığı kürek cehenneminden kaçıp kurtulabilmek için aralıksız on üç yıl sürecek korkunç kaçma - yakalanma - yeniden kaçma mücadelesine atıldığında kıçında gizlediği bir tüp içindeki bin altı yüz franktan başka hiçbir şeyi yoktu. Bugün dünyanın en çok okunan, en sevilen yazarlarından biri.

Koza Kelebeği Bilmez

Çarşamba, Haziran 08, 2011


Daha önce Robın Sharma nın meşhur olan şu kitabını okuduğumda sahip olduğum izlenimleri aktarmıştım siz sevgili sanal çıtırlarıma.Bu kitap ta benzeri hislerle doldurdu taşırdı içimi.Aslında kitabın anlattıklarından ziyade ılık ılık içime akan cümleleri sempatiklik yaptı .İçim sıkılsa ve ne zaman gerilsem açıp okuma isteği belirdi o günlerde içimde.Sanki beyaz sakallı tatlı bi dede bilgece laflarla beni teselliye uğraşıyormuş gibi kafamı okşadı durdu mülayim satılar :))Evet enterasan ama bunlardı yani hissettiklerim :)

BirİnciSöz

Senai Demirci'nin kaleme aldığı bu güzel eser, Risale-i Nur kitaplarının okunması ve anlanmasına başlangıç için yazılmış olsa da, ben bunun için okumadım :) Kitap bana çok sevdiğim blog kardeşim Pabuç'tan hediye geldi, severek okudum bende.

Risale-i Nur külliyatının sözlerinin ilki Besmele'dir. Besmelenin kavli(dil ile) fiili(hal ile) olanı vardır, kitapta da bununla ilgili güzel meselelere değiniyor yazarımız, kitap 142 sayfa, besmeleyi bir kere daha keşfe çıkmak isteyenlerin ve Risale-i Nur kitaplarını merak edenlerin okumasını öneririm.

*Bil ey nefsim, şu mübarek kelime, İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcûdâtın lisan-ı haliyle vird-i zebânıdır.

*'Bismillah' demek ise dilimizle Besmele çekmekten fazlasıdır. Hal ile besmele çekmek, her halimizde Allah'ın ismiyle hareket ettiğimizi bilmek, hissetmek demektir.

...ve Sana Döndüm

Pazartesi, Mayıs 23, 2011

Nasıl bir kitap ismidir bu?
Otur düşün, tart ve tefekküre dal...
Kitap elime ulaştığında içeriğini incelemeden önce kapağı ve ismi üzerine düşündüm biraz... Bu kitapla ben neye döneceğim?.. 

Yoğun bir tempoda olmama rağmen merakım ve kitabın sayfa sayısının azlığıyla birlikte okumaya yeltendim ve bir günde bitirdim neticede. İnsanın nefsi ve Rabbi'yle olan samimi muhabbetini dile getiriyor yazar. Okuyan herkes özünden birşeyler bulacaktır diye düşünüyorum ve mutlaka herkesin okumasını istiyorum. Bu tarz kitapları karşıma çıkardığı ve yeniden yeniden iman tazeleme fırsatı sunduğu için hamdolsun alemlerin Rabbine!

Kitaptan birkaç alıntı yapayım sizler için;


* Demek ki Kâinattaki her zerrede her an senin; yaratışın ve yaşatışın var, kudretin, koruman, bilgin, hikmetin, görmen ve işitmen var.

* Senden Ahmed'den, Mehmed'den bahseder gibi bahsettim. Hatta hiç kimseye yapmazken, senin adını ağzıma "Allah'ın dağı, Allah'ın öküzü..." şeklinde aldığım bile oldu.

* Her yerde tek geçerli kart seninle dostluk kartı ve tek geçerli para senin rızan için yaptığım ameller olacak.

* Müslümanlığın, yani Allah'a teslimiyetin en önemli delili namazdır.

*Allah namaz kılmayana hepsinden fazla gazap eder ve o, Müslüman olduğu iddiasında hepsinden daha yalancıdır.

*Put; Allah'tan çok veya O'nun kadar sevilen*, Allah'ın gazabına rağmen tercih edilen, O'nun için feda edilmeyen herşeydir. Paradır, mevkidir, toplumdur, modadır, nefsî arzu ve isteklerdir.**

*Tanrıtanımazlık(Ateistlik) iki çeşittir. Biri Allah'ın varlığını tanımamak, onu yok saymak. Diğeri ise Allah'ın insanların hayatına karışmasını tanımamak ve reddetmektir.


*Bakara:165
**Furkan:43,Casiye:23

İsimle Ateş Arasında

Salı, Mayıs 10, 2011


Nazan Bekiroğlu giderek hayranlığımı arttırıyor. Edebiyata olan hakimiyeti su götürmez. Peki bu tarih bilgisi nereden geliyor?
Böyle bir kitabı nasıl ve ne kadar zamanda yazıyor?
Neden şiir gibi yazıp beni utandırıyor?

Yeniçerinin kuruluşunu-yokoluşunu, o zamanda yapılan esame ticaretini, birkaç padişahın, bir kaç yeniçerinin ve garibim Mansur'un ağzından anlatıyor.

Bazı sayfaları anlamadığınızdan, bazı sayfalara ise doyamadığınızdan.
Tekrar tekrar okuyacağınız bir kitap olacak; her seferinde farklı yerlerin altını çizerek...

Alıntı yapmak isterdim ama o kadar çok ki! O kadar çok!
daha önce nazan bekiroğlu okumuşlar bilir ;)

Bu arada benim düştüğüm hata düşmeyin "cam ırmağı taş gemi" isimli Nazan Bekiroğlu kitabını "İsimle ateş arasında" isimli Nazan Bekiroğlu kitabından sonra okuyun. Ben Şimdi tekrar okumak niyetindeyim :D
Nihade'yi daha iyi anlamak açısından...