Baş Kitabımız

Baş Kitabımız

Dostlarımız

Dostlarımız

Kütüphanemiz

Kütüphanemiz

Kitaplarımız

Kitaplarımız

Peygamberimiz(s.a.v)'in Hayatı-2 (Medine Devri)

Perşembe, Ağustos 11, 2011

Esselamu aleykum ve rahmetullah..

İlk cildini severek okuduğum Peygamberimiz(s.a.v)'in Hayatı'nın ikinci cildini de an itibariyle bitirmiş bulunmaktayım :) Kitabın ilk cildinde Mekke devri ve hicrete kadar olan bölüm aktarılıyordu, ikinci ciltte ise Medine devri ve savaşlar var genel anlamda... İlk cilde nazaran daha uzun ve sürekli savaşların anlatılmasıyla da daha çok bilgi içeriyor. Yine ilk ciltte olduğu gibi hadiselerden sonra inen ayet-i kerimeler aklınızın bir köşesinde yer ediniyor. Mutlaka iki cildinde okunmasını ve kütüphanelere dahil edilmesini öneririm. Birkaç alıntı yapayım sizler için :)

* Efendimiz(s.a.v), sonra da bütün Müslümanlara şu umumî dersini verdi:

"Ey insanlar!.. Zamanla size gelip çatacak beş musibetten Allah(c.c)'a sığınırım:
-Bir kavimde çirkin hareketler yayılıp açığa vurulunca, şüphesiz, kendilerinden önce geçmiş kavimlerde görülmedik veba, acılar ve ağrılar onlar arasında ortaya çıkar!
-Bir kavim, ölçüde, tartıda eksiklik yaptı mı, muhakkak kuraklık ve kıtlık yıllarına, geçim sıkıntısına, hükümdar zulmüne uğrarlar!
-Mallarının zekâtını vermeyen kavimlerin, gökten yağan yağmurları kesilir!
-Allah(c.c.) ve Resûlü(s.a.v)'in ahdini bir kavim bozdu mu, muhakkak düşmanları onların üzerine salınır. Onlar da, kavmin el ve avuçlarındakilerden bir kısmını çekip alırlar!
-Bir kavmin idarecileri, Allah(c.c.)'ın Kitabına uygun hareket etmediler mi, Allah(c.c.)'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyi onurlarına yedirmediler mi, o zaman Allah da onların arasına tefrika ve harb sokar!"

*"Ey nefsim!... Ben, seni kendime boyun eğdireceğim diye yemin ettim. Sen buna ya kendiliğinden razı olursun yada bunu sana zorla kabul ettiririm! Müslümanlar, toplanmışlar, bağırıyorlar. İçlerinden 'İnnâ lillah ve innâ ileyhi raciûn.' diyen ağlamaklı sesler yükseliyor. anladığım kadarıyla, sen pek Cennet'ten hoşlanmamış görünüyorsun! Yıllardır, hâlâ itminana ermemişsin! Ey nefsim, sen şimdi öldürülmezsen, daha hiç ölmeyecek misin ki?.. İşte, ölüm gelip çattı; arzu etmediğin halde!.. Eğer o iki kişinin yaptığını yapar, şehidliği tercih edersen, en isabetli işi yapmış olursun! Eğer gecikirsen, bedbaht olursun!"

*"İnsanların hayırlısı, atının veya devesinin sırtında yada iki ayağı üzerinde, son nefesine kadar Allah(c.c.) yolunda çalışan kimsedir! İnsanların en şerlisi de, Allah(c.c)'ın Kitabını okuyup ondan hiç faydalanmayan azgın kimsedir!"

Portobello Cadısı - Paulo Coelho

Çarşamba, Ağustos 10, 2011


Yaklaşık 15 dakikadır yazıp yazıp siliyorum. Ne yazacağımı bilemiyorum çünkü. Sevdim mi? Sevmedim mi? Karar veremiyorum.

Başlarda çok keyifli, değişik bir konunun içinde buldum kendimi. Bir sonraki sayfayı heyecanla bekledim. Ama bir süre sonra Athena'nın sürekli devam eden mutsuzluğu, arayışları, aradığını bulması, sonra ''ay yok bu değilmiş'' tavrı, içsel yolculukları bana nefes darlığı geçirtti adeta.

Kitapları milyonlar satan, okuyanların hayatını değiştiren Coelho'yu dünya üzerinde bir tek ben anlamıyormuşum gibi hissediyorum şu an. Lütfen biri bana öyle olmadığını söylesin.

''...Bu dünyada geçirdiğimiz zaman kutsaldır, her anı bir şölen gibi yaşamamız gerekir. 
 Bunun önemi tümden unutuldu. Artık dinsel bayramlar bile plaja, parka ya da kayak yapmaya gitmenin bir vesilesi oldu çıktı. Artık ritüeller yok. Sıradan işler en küçük bir kutsallık edinemiyor.'' (sayfa 23)

Arka Kapak:
Onu yakından tanıyan, belki de hiç tanımayan dostlarının ağzından kim olduğumuzdan emin olmasak da, kendimize karşı her zaman içten olma cesaretini nasıl ediniriz? 
Paulo Coelho, yeni romanı Portobello Cadısı'nda bu sorunun yanıtını arıyor. Portobello Cadısı, Athena adlı gizemli bir kadının öyküsünü, onu çok iyi tanıyan -ya da hiç tanımayan- yakınlarının ağzından anlatıyor. 
İnsanlar bir gerçeklik yaratıyorlar, sonra da kendi yarattıkları gerçekliğin kurbanı oluyorlar. Athena işte buna başkaldırdı ve bunun için büyük bir bedel ödedi... 
Heron Ryan, gazeteci 

Athena, duygularımı biraz olsun göz önüne almadan kullandı ve yönlendirdi beni. Hocamdı, kutsal sırları aktarmayı, aslında hepimizde var olan o bilinmeyen gücü uyandırmayı üstlenmişti. O yabancı denize atıldığımızda, bize yol gösterenlere körü körüne güveniriz, çünkü bizden daha fazla bildiklerine inanırız... Andrea McCain 
Tiyatro Oyuncusu 

Athena'nın en büyük sorunu,21. yüzyılda yaşayan bir 22. yüzyıl kadını olması ve bu gerçeği hiç gizlememesiydi. Bir bedel ödedi mi? Kuşkusuz, ödedi. Ama coşkuyla taşan gerçek benliğini bastırsaydı, çok daha büyük bir bedel ödeyecekti. Durmadan 'başkaları ne der' diye kaygılanan, kırgın ve mutsuz biri olacaktı... 
Deidre O'Neill, Edda diye biliniyor 

NAMAZIN SIRLARI

Salı, Ağustos 09, 2011

Onk.Dr. Haluk Nurbaki, hocanın eserlerinden birisi Namazın Sırları. 76 sayfalık oldukça ince bir kitap. Kitabın içeriği namaza hazırlık ile başlıyor, sırası ile Ezan, Abdestin Sırları, yüzeyden derinlere doğru namaz, gerçek namaz, evrendeki sır ve onu açan fatiha anahtarı gibi konu başlıklarını ele alıyor. Haluk Nurbaki hoca tasavvufi konuları bilimsel açıklamalarla oldukça güzel anlatıyor. Faydalı bir kitap olduğunu düşünüyorum. İyi okumalar..
Dürr-i Yekta..

tanrı sana küsmedi...

Cuma, Ağustos 05, 2011

senai demirci, yusuf özkan özburun'un birlikte yazdıkları, 137 sayfalık ince bir kitap.allah c.c ile sanki iletişimimizi koparmışız gibi hissettiğimiz zamanlarda, yalnız, terk edilmiş, tabiri caizse dibine vurduğumuz zamanlarda, el açıp rabbim diye yalvarırız o an hatırlarız ya rabbimizi, bu kitap ise rabbimizin her an bizimle olduğunu, bize ne kadar değer verdiğini, önemsediğini 40 ayrı başlık ile senai demircinin yazılarına da yansıyan sakinliği ile anlatan bir kitap.
itiraf edeyim bu kitap yaklaşık 20 gündür elimde 106. sayfaya ancak gelebildim, çoğu bildiğimiz ama fark edemediğimiz yada görmezden geldiğimiz şeyleri yazıyor. Kitaptan bazı başlıklar şu şekilde;
  • tanrı bu dünyaya razı olmana razı olmaz
  • tanrı hep suçluluk duygusu ile yaşamanı istemez
  • tanrı seni yüz üstü bırakmaz
  • tanrı seni yalnız bırakmaz
  • tanrı senden umud kesmes
  • tanrı seni sıradan görmez.
Kitapta beni rahatsız eden tek nokta sürekli tanrı kelimesinin geçmesi,  ona hala anlam vermiş değilim. Okunabilir bir kitap. Fiyatı 7,5 tl bu arada :) İyi okumalar

Gri Hikayeler - Göksel Bekmezci

Perşembe, Ağustos 04, 2011

Yitik Ülke Yayınları'nın kurusucusu Kadir Aydemir isteyene hediye kitap seti göndermişti vakt-i zamanında. Ben üç-dört kitap olacağını zannederken kargo poşetinin içinden tam yedi kitap çıkmıştı :) Kitapların birkaçını okudum fakat şiir kitapları olduğu için ve ben de şiirden pek anlamadığım için burada yayınlamadım.

İtiraf ediyorum Gri Hikayeler' e başlarken tereddüt ettim. Göksel Bekmezci ' yi tabii ki duymuştum fakat hiç okuma fırsatım olmamıştı. E iyi ki okumuşum diyorum şimdi. Başlarda bön bön satırlara bakarken birkaç bölüm sonra kitabın tadına varmaya başladım. O nasıl güzel satırlar öyle. Kalemim elimde ha bire satırların altını çiziyordum. Hatta bazı bölümlerin tamamını :) Bir ara yazarın Eski Cesetleri 'ni temin etmeliyim.

 '' -bir rüya gördüm. masmavi bir bayram sabahıydı.
ilkin köpeklerim kesilmeye başlandı.
sonra sevgililerim.. şiirlerim..
her şey başları gövdelerinden ayrılarak tanrı'ya adanıyordu..
ve herkes kendini kesti sonra birer ikişer..
- yeryüzü azrail'in atıklarıyla dolu. hüznün açık kalmıştır..
- ... tanrı, acil kan aranıyordu damarlarıma! ''
sayfa 34


''kalbimi bir nakliyat şirketine
bağışlayacağım.bilmiyorsun ki,
boşluğun senden çok daha
kilolu ve taşımak o denli zor.
hafifletecek tek bir sebebin yok.
boşanmaz mıyım tek celsede
kendimden ben de..''
sayfa 36

Tamamını çizdiğim yerleri de paylaşmak istiyordum aslında ama doğru olmaz sanırım. Eğer bu kitabı alırsanız ''söz yaşartıcı bomba'' ve ''kalbim terliyor'' u benim için iki kere okuyun :)




Arka Kapak:
kapmada başarılı kaçmada yaralı bir aç gibi
uzanırken hayatın doludizgin damarlarına,
seni özlemenin uzun bir cümle olduğu bu kısa satırda
evet evet, mektubunu yeni açmış okuyucular için
tekrar tekrar yazmak seni özleyebilmeyi kısaca defalarca bu satırda
-ki ah bir bilsen ameliyatla aldıramadığım bu hissi,
bu hissin ardında bıraktığı tanrısal sisi-
ve aynı satırla kesip atmak yüzük parmaklarını tüm yeryüzünden..
kesip yanına bir de yanmış bir orman iliştirip
resmi sevişmene paketleyip göndermek bir gece sana..
yolları tıkalı itfaiye araçlarınca..

Küçük Arı - Chris Cleave

Cumartesi, Temmuz 30, 2011

Her zaman aynı şey oluyor. Siz de güzel bir kitap okuduğunuzda kendinize ''neden bu kitabı bu kadar beklettim?'' diye soruyor musunuz? Ya da siz sevdiğiniz için herkesin o kitabı okumasını istiyor musunuz? Benim başıma sıklıkla geliyor bu durum. Bazen okunmak için sırasını bekleyen kitaplara bakarım ve sayfaların arasında beni nelerin beklediğini düşünürüm. Hangi ülkelere gideceğimi, hangi karakteri seveceğimi düşünmek beni heyecanlandırır. Bu sefer Nijerya ve İngiltere'deydim. Yanımda da Batman kostümlü, dört yaşında komik bir çocuk vardı.

Küçük Arı'yı aldığımda beni etkileyeceğini zaten biliyordum.Kapağındaki yorumdan bunu anlamıştım. ''Bir sonraki Uçurtma Avcısı'' yazıyordu ve sevdiğim kitaplar listesinde üst sıralardadır Uçurtma Avcısı. Kitabın ilk sayfalarında yapılmış çok fazla yorum var.Hepside çok iddialı yorumlar. Bu durumda beklentiniz daha fazla oluyor. En azından bende öyle oldu.

Yine de ben bu kitabı çok sevdim. Hem hüzünlendiriyor, hem de güldürüyor. Ama bu yazarın güldürürken düşündüreyim amacıyla yaptığı bir şey değil. Çok etkileyici bir bölüm okuyorsunuz ama orada öyle bir detay var ki ister istemez hafif bir kahkaha atıyorsunuz. Özellikle bizim şu küçük Batman'in geçtiği satırlarda. Tartışmasız kitabın en sevdiğim karakteri Charlie'ydi. Nam-ı diğer Batman:). Bilmiş bilmiş konuşmaları, inatçı halleri beni mest etti. Ve Batman! Sen olmasaydın bu kitabın hiçbir anlamı olmazdı. Çünkü kitapta ki en vurucu cümleyi sen kurdun.

''Barış ne demektir biliyor musun Charlie?''
Charlie kafasını salladı.
''Barış, insanların birbirlerine gerçek adlarını söyleyebildikleri bir zamandır.''

Charlie'nin bu cümlesiyle birlikte bir çok satırın, hatta paragrafın altını çizdim.Birkaçını paylaşmak istiyorum.

''..ölürken yara izi olmaz. Yara izi ''ben kurtuldum'' demektir.'' (syf21)

''Beynimin böyle korkunç ayrıntılarla dolu olmamasını dilerdim. Sadece ayakkabılar ve kırışık gizleyici kremlerle ilgilenen bir kadın olmayı isterdim.'' (syf 135)

''Macera nedir?Bu, maceraya nerede başladığınıza bağlıdır. Sizin ülkenizdeki küçük kızlar, çamaşır makinesi ile buzdolabının arasındaki boşluğa gizlenip, etraflarının yeşil yılanlar ve maymunlarla sarılı olduğu bir ormanda olduklarını hayal ederler. Ben ve ablam, yeşil yılanlar ve maymunlarla dolu ormanda bir boşluğa gizlenip, çamaşır makinemiz ve buzdolabımız olduğunu hayal ederdik. '' (syf 273)

''Uygar bir ülkede sizi bir tuşu tıklatarak öldürürler. Öldürme işi çok uzakta yapılır; uygarlığın kalbinde, bilgisayarlar ve kahve fincanları ile dolu bir binada.'' (syf 304)

Bir de kitabın sonunda yazarın yazmış olduğu bir cümle var ki.Bayıldım. Bunu da paylaşmadan edemeyeceğim. Tam bir mütevazılık örneği.Yazarımız şöyle demiş;

''Romanın bütün başarısı bana yardımcı olanlara, hataları ise bana aittir.''

Genel olarak etkileyici ve akıcı devam etse de sonunda istediğim tadı alamadım. Kitap o kadar güzel ilerliyordu ki son sayfayı okuduğumda tamamen afallayacağımı hayal etmiştim. Yine de bu kitaba haksızlık etmek istemiyorum. Bence çok güzel bir dille yazılmış, çarpıcı bir kitap. Sonunun beni tatmin edip etmemesi önemli değil.Ben kendi kafamda bir son canlandırdım bile. Ah biz kitap delileri, huyumuz kurusun hayal gücümüz çok geniş :) Öyle değil mi?

Arka Kapak:
Dokuz parmaklı bir kadın, kostümünü hiç terk etmeyen bir süper kahraman, kimlik buhranında aklını yitiren bir adam ve Nijeryalı bir göçmen; Küçük Arı.

Yaşamları acımasız bir şaka gibi kesişen karakterlerin size sunduğu sadece bir gülümseyiş; ama buruk bir gülümseyiş... Derken coşkulu bir kahkaha ve hemen ardından kalıcı bir sızı... Ve sonra daha büyük bir kahkaha.

Kitap, içinden hızla geçip gidilen bir duygu tüneli.

Bu kitabı okuduğunuzda herkese anlatmak isteyeceksiniz. Bunu yaptığınızda, lütfen neler olduğunu anlatmayın; çünkü bütün büyü, olayların akışında...


Roger Ackroyd Cinayeti - Agatha Christie

Pazartesi, Temmuz 25, 2011


İşten çıkmıştım, metroda eşimi bekliyordum. Biraz gecikecekti. Ben de ''ohh bu arada kitabımı bitiririm'' diye içimden geçirmiştim. Roger Ackroyd'u kim öldürmüştü? Sonunda öğrenecektim. Flora mı, Parker mı, Ralph Paton mu yoksa Miss Russel mi? Nihayet son sayfalara gelmiştim veeee Yenibosna metro durağı, Yenibosna metro durağı olalı bu kadar garip mimiklerle kitap okuyan birini görmemişti :) Bir Agatha Christie kitabını bitirmek için yanlış bir yer seçmiştim ama meraktan çatlamak üzereydim. Evde okuyor olsaydım sanırım daha büyük tepkiler verirdim.

Sevgili Thalassapolis tavsiye etmişti bu kitabı bana ve tavsiye ettiği her kitap gibi bu da çok güzeldi. Ben, kitap için muhteşem dediğimde, ''sonunu okumadan karar verme, bitirince muhteşem neymiş göreceksin'' dedi. Dediği çıktı :)

Agatha'nın bu kitapda yaptığına resmen ters köşe denir.Katili tahmin eden olmuş mudur hiç acaba?  Kitabı düşündüğümde nedense gözümün önüne şu görüntü geliyor. Agatha Christie, çok güzel bir masada kitabın sonunu yazmakta ve yüzünde ''sizi nasılda meraktan çatlatacağım ama '' der gibi hınzırca bir gülümseme.

Ben küçükken ''gludo'' diye bir oyun vardı.(adını yanlış hatırlıyor olabilirim) Tabu gibi kutu oyunlarından. Kuzenlerimle birlikte o oyunu oynamaktan büyük zevk alırdık. Aynı kitapda ki gibi bir ev, evin sahibi öldürülüyor ve kimin öldürdüğünü ipuçlarını takip ederek bulmaya çalışıyorsunuz. Okurken o oyunu oynuyormuşum gibi hissettim.Çok keyif aldım.

Roger Ackroyd Cinayeti, okuduğum üçüncü Agatha kitabıydı. Okumadıklarımı düşündükçe neler kaçırdığımı hissedebiliyorum. Bu kadına hayran olmamak elde değil. Aynı zamanda Poirot'ya. Ne komik adam. ''Ben size demiştim, ben her şeyi bilirim'' gibi cümleleri beni benden alıyor :) Mümkün olan en kısa zamanda birkaç Agatha kitabı edinmeli ve çok bekletmeden okumalı. Bu da kendime altı çizilmiş bir not.

Arka Kapak: King's Abbot köyündeki sakin yaşam bir anda altüst olur. Dul bir kadının şüpheli intiharı asılsız dedikodulara yol açar. Köy, ilk kocasını öldürdüğünü bilen biri tarafından kadına şantaj yapıldığı ve Roger Ackroyd'un onun gizli aşığı olduğu söylentileriyle çalkalanmaktadır. Fakat Ackroyd cinayete kurban gidince, tüm şüpheler ev halkının üstüne odaklanır. Kendini emekliye ayıran ve sebze yetiştirmek için King's Abbot köyüne yerleşen, Hercule Poirot, istemeden cinayete el koyar ve şeytani bir zekaya sahip katili yakalamaya çalışır. 

Bir Deliyle Evlendim

Esselamu aleykum..

Çok sevdiğim, tüm yazı ve kitaplarını ilgiyle takip ettiğim yazar Hekimoğlu İsmail/Bir Deliyle Evlendim. Kitap 156 sayfa, içeriği çok güzel. İnsan düşünüyor, imreniyor, kendini sorguluyor.. Müslüman bir erkek ve Hristiyan bir kadının Amerika'da evlenmeleri ve sonrasında yaşadıklarını anlatıyor. Sevdim ben bu kitabı da, herkesin kütüphanesinde olsun istedim. Azıcık alıntı da yapayım sizler için;


*"Canlılar içinde sadece insan din sahibidir. Hayvanlar canının istediği gibi yaşar, insanlar dinin istediğini yapar..."

*-Buda'nın heykeline tapanlar; Hindli'nin öküzüne secde edenler; parayı her şeyin üstünde tutanlar; zevklerini tatmin için başkasının gözyaşında yelken açanlar; herkes, ama herkes imanlıdır. Herkes mutlaka bir şeye inanmıştır, böylece iman eksi ve artı rakamlar gibi ikiye ayrılır... Allah'a müslümanca inanmak pozitif, diğerleri negatiftir.

*-Kadın ceket değil ki vestiyere asıp, gideyim. O vücudun bir parçası, onu nasıl koparıp, atayım?..

*-Zevklerini ve menfaatini helal daireye çekmeyen Müslüman İslamiyet'i yaşamıyor demektir...

Kitap böyle işte, tam bir sohbet tadında, her satırda durup düşünüyorsunuz, bazen gözyaşı da eşlik ediyor..