Baş Kitabımız

Baş Kitabımız

Dostlarımız

Dostlarımız

Kütüphanemiz

Kütüphanemiz

Kitaplarımız

Kitaplarımız

Aynalar Koridorunda Aşk

Çarşamba, Eylül 14, 2011

Esselamu aleykum..

Sevgili Mustafa Ulusoy'un ismini sizde çok görüyorsunuzdur bu ara, bende merak ediyordum, yazı ve alıntılarını severek takip ediyordum ve nihayet kitaplarından birini okuma fırsatım oldu. Kitabın ismi sizi yanıltmasın, bu bir aşk romanı değil... yani bana göre.. :) Yazarımız bir psikiyatri uzmanı olduğundan kitap seans tadında ilerliyor. Şuan da kendimi terapisi bitmiş bir hasta gibi hissediyorum, dingin ve rahatlamış..Terapiden çıkmış gibi derken özünde sorunlu bir insan olduğum düşünülmesin :) sadece kitapla birlikte yer yer kendinizi de okuyorsunuz... 

Kitapta insan psikolojisi incelendiğinden, birbirine benzer yaşantılar, olaylar, yazarımıza benzer cümleler kurdurmuş, bu küçük ayrıntı sizi sıkabilir.. Yer yer yazarın psikolojik tespitleriyle, kendinize dönüp bakacağınızdan ve "demek ben bunu bu yüzden yapıyormuşum" diyeceğinizden eminim.. :) Düşünce ve duygulara bu kadar önem verilmesi etkileyici, belki de etrafınızda anlamlandıramadığınız insanları tanıyacaksınız.. Karakterlerin ismi renklerden oluşuyor(bu ayrıntıyı sevdim :) ). Bakalım size en yakın hangisi?..
Ve küçük alıntılarla bitireyim..

*Var olanın varlığını hissedemeyince bunun yokluktan farkı kalmıyordu...

*İnsanların sevmek gibi bir dertleri yoktu sanki. Sevilmek istiyorlardı sadece. Beyaz'ın da söylediği gibi, "Değerli olduğunu hissedemeyen bir insan gerçekten sevemez; daima sevilmek ister."

*Dr. Mavi'nin "Yaratıcının nasıl yardım edeceğini sen belirleyemezsin. O sana şefkatle davrandı. Yaratıcı imdadına öğretmenini yolladı. Öğretmenin sana sımsıkı sarılırken, O'nun rahmeti seni kuşatıyordu aslında. Sen kendi benliğinin biçimlendirdiği yardımı talep ediyor ve Yaratıcıya seçim hakkı tanımıyorsun" cevabı, Kırmızı'nın kafasını karıştırmıştı.

*Bazı insanlar başlarına olumsuz gibi görünen bir şey gelince hemen Yaratıcıya kızıyorlardı.

*İnsan varoluşun, hayatın, yaşamanın her türlü acısını kaldırabilecek güçteydi. Yaratıcı insana kaldıramayacağı bir hayat, dert, sıkıntı, acı, yük, varoluş vermiyordu. Acıları çekilmez, dayanılmaz hale getiren, insanın acılar karşısındaki tutumuydu.

*Eskiden bana annemin nasıl bir kadın olduğunu soranlara 'Zor, aksi, burnu büyük, bir şeyi beğenmeyen bir kadındı' derdim. Şimdi ise 'O benim annem' diyorum sadece.

*Genellikle bağışlamak deyince hep günahı bağışlamak akla gelir. Kökenine inilirse, bağışlamak belli nesnelere duyulan nefretten vazgeçmektir.

Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri

Perşembe, Eylül 08, 2011

Esselamu aleykum...



Tatilden önce başladığım ancak sonunu tatil esnasında getirdiğim kitap merhum Nihad Sâmi Banarlı'nın Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri adlı eseri... Sayın Banarlı'yı daha önce ne duymuş ne de okumuştum ve kendi adıma büyük kayıp olarak görüyorum, bu usta kalemi mutlaka okumalı ve kültür mirasından faydalanmalıyız diye düşünüyorum, tanışmama vesile olan'a teşekkür... 



Başlık kitabı tam yansıtıyor aslında, yazılar Nihad Sâmi Banarlı'nın gazetede yayınlanan makalelerinden alınmış. Kitap iki bölümden oluşuyor, ilk bölümde Osmanlı tarihini, atalarımızın muhteşem özelliklerini ve yer yer küçük alıntılar bulacaksınız. Gözleriniz dolacak, göğsünüz kabaracak ve kimlerin torunu olduğunuzu idrak ederek kendinizden utanacaksınız(affınıza sığınarak)... İkinci bölüm ise tasavvufla alakalı, Hz. Mevlana'ya Yunus Emre'ye ve daha nicelerine değinmiş üstad! Büyüklerin güzel düşünceleriyle güzelleşmenizi dilerim. Ben okurken bu kitabı herkes okusa ve hissetse dedim... Ama kimilerinin yüreğine dokunacak kimilerinin ise gözlerinin önünden kayıp gidecek maalesef... Tüm kitaplarını okumak ve istifade etmek ümidiyle... Birkaç alıntı yapayım sizler için;





*Trabzon fethi yolunda:"Garazımız kal'a fethetmek değildir. Bu zahmet din yolundadır. Zîrâ bizim elimizde İslâm kılıcı vardır. Eğer bu zahmeti ihtiyâr etmezsek, bize gazi demek yalan olur." diyen Fâtih, kendisini haklı olarak, yeryüzünde, İslâmın hak ve adalet prensiplerini yaymağa memur ediyordu...


*Vaktiyle Üçüncü Napoleon Bonaparte, Türk Sadrâzâmı Fuat Paşa'ya sormuştu:
-Girid'i bize satar mısınız?
-Hayhay satalım.
-Kaça verirsiniz?
-Aldığımız fiyata.
Aldığımız fiyat müthişti: On binlerce Türk şehidi... Uzun süren bir savaş ve Hanya ve Kandiye zaferleri...
Bize böyle fiyat verecekler yaratılmadan Türk'ten vatan alınmayacağını, dünya, zaten bilirdi.

*...Süleyman Nazif ise bu oyunu daha o zamandan keşfetmiş gibi bir hassasiyetle:
"-Irkına, vatanına, târihine ihanet etmiş olan ferdlerden ve kavimlerden hiçbirini unutma Türkoğlu!.. Unutma ve affetme..." öğüdünü veriyordu.


*Yine Amerikalı Profesör Rufi'yi hatırlıyorum. Demişti ki: "Siz, târihte defalarca muvaffak olmuş bir milletsiniz. Bize veya başkalarına imrenmek nenize? Biz, yeni bir millet olduğumuz için târihte muvaffak olmuş milletlerin sırlarını araştırır, bulduğumuzu ve uygun gördüğümüzü asrımıza tatbik ederiz. Sizden de aldığımız kıymetler vardır. Eğer ilerlemek istiyorsanız, muvaffak olduğunuz asırlarda hangi meziyetlerinizle, hangi usûl ve teşkilâtınızla kazandınız? Bunları araştırınız. Bulduklarınızı modernize ediniz. Kendi millî ve denenmiş temellerinizin üzerinde yükseliniz."

*Bir duâsına:


"Yârâb hemîşe lütfunu et rehnümâ bana

Gösterme ol tarîkı ki yetmez sana bana."



"Allahım! Her zaman lütfunun aydınlığını bana yol gösterici et! Ucu sana ulaşmayan yolu bana gösterme." mısrâlarıyla başlayan Fuzûlî'nin Allah'a seslenişleri sıcak ve devamlıdır.

Onur Ataoğlu - Japon Yapmış

Pazartesi, Eylül 05, 2011

Ne zamandır bir kitabı okurken kahkahalar atmamıştım. O kadar yi geldi ki bu kitap bana. Bitmesini istemedim.

Kahkahalar attım derken abartmadım. Okurken sürekli güldüğüm için kocam hep neye güldüğümü merak ediyordu. Ben de güldüğüm yerleri ona okuyordum. Birlikte okuduk desem yeridir :)

Arkadaşım Büşra dolayısı ile zaman zaman Uzak Doğu esintileri yaşarım. Japon dizileri , Kore dizileri/ filmleri izlerim peşpeşe. Kendimi adeta Uzak Doğu'ya boğarım.E tahmin etmişsinizdir artık bu kitabı okumam için bana Büşra'nın verdiğini. Zaten bana önerdiği her şeyi gözü kapalı beğenirim :)

Yazarımıza değinecek olursam kitaptan arakladıklarımı yazabilirim :) Onur Ataoğlu iş dolayısı ile Japonya'ya adımını atıyor ve sürekli gözlemliyor. Notlar alıyor ve sonunda bu eğlenceli kitap ortaya çıkıyor.

Japonya'ya gitmeden Japonya turu yapmak isterseniz bu kitabı okumanız yeter :) Günlük yaşamları, tarihleri, sanatları, alfabeleri, Japonya'da kadının yeri hakkında doyurucu bilgilere sahip oluyoruz. Sadece ne yedikleri, ne içtikleri hakkında fazla bilgi yoktu. Genellikle ''ıyyy onlar ne bulursa yiyorlar köpek, böcek ıyyy'' gibi cümleler duyduğumuz için gözüm yiyecek/içecek ile ilgili bir bölüm aramadı değil.

Okuduğu kitabın satırlarını çizmeyi sevenler bu kitabı bol bol çizeceksiniz benden söylemesi. İnsanın çizesi geliyor :) Hatta Büşra'ya ''beğendiğim yerler olursa çizeyim mi?'' diye sordum. O da bana '' çizebilecek yer bulursan çiz'' dedi. Haklıydı. Maşallah baştan sona çizmiş neredeyse.

Hem Büşra'nın hem de benim çizdiğim satırların bazılarını paylaşmak istiyorum;

''Japonya, başta dediğim gibi, zorlu ve kendine has şartları yüzünden, belki de o şartlar sayesinde Japonya oldu'' ( Sayfa 21) ''Büşra''

''Japonlar dürüst davranırken bunun bir erdem olduğunu bile düşünmezler; dürüstlük zaten normal olan davranış biçimidir.'' (sayfa 26) ''Gizem''

''Kitle psikolojisi anlaşılmaz bir olgu; on binlerce munis insan bir ordu bayrağı altında toplanıp üzerlerine üniforma geçirilince benliklerinden bu derece mi sıyrılabiliyor, bu derece mi vahşileşebiliyor'' ( sayfa66) ''Gizem''

Tamam! Yeter bu kadar. :)

Onur Ataoğlu'nun dediğim gibi son derece komik bir uslubu var. Japonlar arasında geçebilecek diyalogları  bize uyarlayarak yazmış. Ve tadından yenmez bir hal almış :)

Kitabı bitirdiğinizde Japonlar'a hayran olmamanız mümkün değil. Bir kere sadece sabırları bile saygı duyulmayı sonuna kadar hak ediyor.

Daha fazla yazasım var ama bilerek yazmıyorum. En iyisi siz bu kitabı alıp okuyun, bana dua edin :)

Son olarak; Japon yapmış abi!

Yazarın twitter hesabı : http://twitter.com/#!/JaponYapmis
Blogu : http://www.onurataoglu.blogspot.com/

Arka Kapak:
Dünya üzerinde Türkçeden başka hiçbir dilde, hatta Japonca’da bile “Japon yapmış” kadar Japonya’yı ve Japonları açıklayabilecek kısalıkta ve kudrette bir deyiş yoktur. Halkımız bilmeden veya bilerek, Japonlara özgü Zen Budizminin sade ve derin felsefesi ile uyumlu bir özdeyiş üretmiştir. Bu özdeyiş, Japonya’ya ve Japon halkına bakışımızı özetler; hayran olma, takdir etme, imrenme, taraf tutma, destekleme, hayıflanma, iç çekme, özeleştiri, kıskanma ve bazen motive olma! Japon ne yapmıştır, nasıl yapmıştır, niye yapmıştır, pek bilinmez; ama yapmıştır işte!

Onur Ataoğlu, Japon yaratılış efsanelerinden Budizme, Japonya tarihinden modern günlük hayata, samuray ve geyşalardan manga ve haikulara uzanan geniş bir yelpazede Japonun neler yaptığını anlatıyor… Üstelik hem düşündüren hem de eğlendiren bir dilde…
 




Filler İçin Su

Perşembe, Eylül 01, 2011


Merak ediyordum etmesine ama okumak yoktu aklımda.
Birden karşıma çıktı. Oku beni dedi sanki. Kıramadım.
Bırakamadım elimden, okuyalım bakalım, dedim.
Stephen King de, okuyun, diyordu ve ben Stephen King de seviyordum.

Yaşadığı ani kayıpla hayatı bir anda değişen Jakob (nedense jacob diye değil jakob diye yazılmış) doksanlı yaşlarından yirmili yaşlarına bakıp olayları bir günümüzden bir geçmişten anlatmasıyla gelişen olaylardan oluşuyor kitap.

Çok tatlı. Çok içten.
Güzel, akıcı, okunulası kitaplardan.
Sadece anlattığı her şeyi canlandıramadığım için bile izleyebilirim filmi.

Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek



Çok sevildiğinden, çok tavsiye edildiğinden, çok hevesle okumaya başlamıştım.
Heves kursağımda kaldı ama ben inatla okumaya devam ettim.
Ama bir yere kadar! Kitabı yarılasam da, tamamlayamadım.
Bundan ötürü gurur duymuyorum elbette ama, arka kapak şekerliğini tadamadım ben kitabı okurken ya..
Beklentimde yüksekti belki.

70'li yıllarda çocuk olmayı anlatmış kitabında Ayfer Tunç.
Ama anı kitabı değil.
Oyunları anlatmış mesela, ansiklopedik bilgi verir gibi.
Oyunların çoğunu biliyordum, bilmeseydim anlattıklarından bir şey anlamazdım diye düşünüyordum okurken. Hakikaten bilmediklerimden birşey anlamadım :)

Sıradan buldum ben, anlatımda bir tatlılık göremedim açıkçası.
Belki de annem zaten olabilecek en güzel şekilde anlattığındandır.

Bir Maskenin İtirafları - Yukio Mişima

Cuma, Ağustos 19, 2011

Yukio Mişima, okumayı deli gibi istediğim bir yazardı. İntihar etmesi, eşcinsel olması, kitaplarında da bu konuyu sıklıkla işlemesi yani sıradışı bir yazar olması sebebiyle benim için okunası yazarların başında geliyordu. Bir Maskenin İtirafları'nın son sayfasını çevirmemle birlikte, listeye bir çizik daha attım :)

Daha önce belirttiğim gibi intihar eden yazarlara karşı bir saygım var. Onları hep ayrı tutmak istiyorum nedense. Mişima'nın intihar ettiğini okumuştum ama tekrar bir araştırma yaptığımda bu eylemi Hara - Kiri yaparak gerçekleştirdiğini öğrendim. Ah çok korkunç. Hatta başka bir anektod var ki, o da başka bir yazarın intiharıyla ilgili.Yasunari Kavabata! Kavabata'nın yaşamına son vermesiyle ilgili bir çok teori ortaya atılmış. Bunlardan biri de yakın arkadaşı olan Mişima'nın intiharından etkilenmesi. Tabii bu bilgi sayesinde Kavabata okuma isteğim katbekat arttı.

Bence Mişima okumaya başlamak için çok doğru bir kitap seçmişim. Çünkü kitap otobiyografik özellikler taşıyor. Ve iç dünyasını o kadar güzel anlatmış ki bütün gelgitlerini tam anlamıyla hissedebiliyorsunuz. Fakat hayalinde canlandırdığı cinsellikle ilintili kanlı sahneler ''bu nasıl bir adammış yahu'' diye düşünmeme sebep oldu. Sağlıklı herhangi bir insanın kuramayacağı hayallerdi çünkü.

Kitap yavaş ilerlese de sıkıcı değil. Daha önce Mişima okumadıysanız. Ben okuyun derim.

Neden her şey böyle yanlış bir düzen içindeydi?Çocukluğumdan beri kendime defalarca sorduğum sorular hep yenilenerek aklıma takılıyordu.Neden her şeyi bozmaya, her şeyi değiştirmeye, her şeyi geçiciliğe havale etmeye vazifelendirilmişiz böyle? Bu zevksiz görev, bütün dünyanın ''hayat'' diye tanımladığı şey miydi? Yoksa bir tek bana mı zevksiz bir görev gibi geliyordu? (sayfa130)


Arka Kapak:
Yukio Mişima, yalnızca Japon edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en önemli, üzerinde en çok tartışılmış yazarlarından biri. Her yapıtıyla Japon ruhunu, bir yandan ürkütücü acımasızlığı, öte yandan sonsuz kırılganlığıyla dile getirmiş, müthiş gözlem gücüyle, derin, evrensel bir eser yaratmıştır. Bir Maskenin İtirafları, bu uçurum yazarın en ünlü romanlarından, otobiyografik özellikler taşıyan bir kült metin. Mişima, bir ergenin kendi bedeni üzerinden giriştiği yaşam ve ölümle hesaplaşma sürecini, insan zihninin en uçlardaki serüvenlerinden birine dönüştürüyor. Ölüm, kan ve intihar saplantısı, modern yaşamın reddi, eşcinsellik gibi temalar üzerinde yoğunlaşıyor, her satırıyla ürpertici bir yolculuğa çıkarıyor okurunu.

Hayalden Öte - faik Byrns

Pazartesi, Ağustos 15, 2011


Biz kitap bloggerları kitap almaktan, hediye etmekten, hediye edilmesinden çok hoşlanırız :) Hele yayınevinden bir kitap gelirse havalara uçarız :) Kargo poşetini öyle bir açarız ki gören yıllardır kitapsız kaldığımızı zanneder.

Bu güzel kitapta bana ElmaYayınevi'nden geldi. Fazlasıyla keyif alarak okuduğum bu kitapla tanışmamı sağladıkları için teşekkür ediyorum.

Gelelim Hayalden Öte'ye. Önsözü okurken Erdal Demirkıran'ın Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım kitabına benzer bir kitap okuyacağımı sanıp hayal kırıklığına uğramıştım. Yanıldığımı anlamam uzun sürmedi. Bir çocuğun hayatının nasıl değiştiğine en ince ayrıntısına kadar tanık oldum.

Faik Byrns'nın hayatı evlat edinilmesiyle tamamen değişiyor. İzmir'de başlayıp Dünya'nın çeşitli ülkelerinde devam eden bir hayat yolculuğu. Faik Byrns'ni okurken ( Faik Abi yazasım geliyor şu anda :) o kadar yakın hissettim kendimi ) kendine sorduğu soruları ben de yüksek sesle okuyup kendime sordum. Çoğu cevaplarını bildiğim, kendi dünyamda hallettiğim sorulardı ama Faik Byrns'nin gözünden sorgulamak farklı bir deneyim oldu benim için.

Aile, dostluk, din, iş hayatı konularında kesinlikle farklı bir bakış açısına sahip. Ve bu bakış açısına şahit olmak inanın çok keyifli. Yazarken fark ediyorum ki Faik Bey'in yaşadığı hayatın dışında, farklı çalışan beyni beni daha çok etkilemiş.

Çizdiğim satırlardan birkaçını paylaşmak ve dayanamayıp üzerine yorum yapmak istiyorum :)

Bence birçok şirket yönetimi, insan unsurunun en önemli varlıkları olduğunu şeklen kabul ediyor; bu aldatıcı görünümü sürdürmek için ''personel'' bölümlerini ''insan kaynakları'' bölümüne dönüştürüyorlar. Aslında tek yaptıkları, çalışanlarının enerji ve bilgisini sonuna kadar sömürmek, onları en zor koşullarda çalıştırıp tükenmelerine göz yummak, artık bir değerleri kalmadığında da gözden çıkarmak. (sayfa 11-12 )

Bu cümleleri  büyük firmalarda üst düzey yöneticilik yapan birinin kurması ne kadar acı. Ne yazık ki ülkemizdeki çoğu şirket böyle. Neyse ki ben şanslı çalışanlardan biriyim.:)

Başkalarına yönelik sevgimizde ve onları kardeşlerimiz olarak kabul edişimizde önemli olan ''kan bağı değil, kalp bağıdır''. (sayfa 14)


Hangimiz herhangi bir durumda kan bağımız olanların yanımızda olması gerekirken olmadıklarını fark etmedik ki?

Bazı çocuklar altın kaşıkla doğuyorlar, bazıları gümüş, bazıları bronz kaşıkla; ama biz tahta kaşıkla bile doğmamıştık. (sayfa 39)


Gerçek sevgi susmak ve örtmek mi, yoksa şeffaflığa kavuşturmak, gündeme getirmek ve uyarmak mı? (sayfa 285)


İşte tamamen cevaplayamadığım ve kafamı kurcalayan tek soru. Cevaplayabilecek miyim? Merak ediyorum.


Arka Kapak: 
Hayalden Öte sıra dışı olduğu için ilgi çekici, yazarının yorumları açısından düşündürücü bir özyaşamöyküsü.  Bu öykü, büyüğü on bir yaşında iki erkek kardeşin, varsıl bir aile tarafından evlat edinilmelerinden sonra hayatlarında meydana gelen büyük değişimi anlatıyor. Çocuklar, İzmir’in en yoksul mahallelerinin birinde sefalet içinde yaşıyorlardır. Onları evlat edinenlerse İzmir’deki Amerikan Konsolosu ve eşidir. Canını dişine takarak hayata tutunmaya çalışan küçük Faik Özyeşil, bir anda varsıl ve şefkatli bir ailenin korunaklı yuvasında güven içinde yaşayan Faik Byrns’e dönüşmüş, küçük kardeşiyle bu dönüşüme kolayca ayak uydurmuştur. Faik Byrns’ün bundan sonraki inişli çıkışlı yaşam serüveni de başlı başına ilginç. Bana daha da ilginç gelen, yazarın, sonradan ulaştığı yürek bağını önceki kan bağından üstün tutmasına karşın yaşamının büyük bir bölümünü geçirdiği, ekonomik sistemini beğendiği, yaşama biçimini benimsediği yeni ülkesi Amerika’da değil, doğduğu ülkenin kültürünü yeğleyip burada, Türkiye’de yaşamayı seçmiş olmasıdır.

Hikayeler - KAFKA

Cuma, Ağustos 12, 2011


Bir yazarı ilk defa okurken seçeceğimiz kitabın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamış bulunmaktayım. Daha önce Değişim'i okumuş, hiçbir şey anlamamıştım. Keşke ilk önce Hikayeler'i okusaymışım. Böylece Kafka'yı daha iyi anlayabilirdim.


Kitapta Kafka'nın baskıya verdiği bütün kitaplar ve dergi ve gazetelerde yayımlanan birkaç yazısı bulunuyor.


Hikayeler'in ilk sayfasından son sayfasına kadar bambaşka bir alemdeydim. Kafka'nın arkadaşı Max Brod'la birlikte kaleme aldıkları ''Richard ve Samuel'' adlı romanın tadı damağımda kalan bir bölümü ve Gözlem adlı bölümdeki ayrıntılı anlatımlar muhteşemdi. Çok çok çok içime işledi bu kitap. İyi ki almışım.


Dedem şöyle derdi hep: '' Hatay, şaşılacak kadar kısadır. Şimdi belleğimi yokluyorum da, örneğin bir gencin ata atlayarak, mutsuz rastlantılar bir yana, mutlu bir akış izleyecek normal bir yaşam süresinin bile böyle bir şey için yetmeyeceğinden korkmaksızın, en yakın köye gitmeye nasıl karar verebildiğini anlamıyorum.'' (sayfa 93)


Hikayeler'i herkese tavsiye ediyorum, kitaplığımda böyle güzel bir eser olacağı için çok mutluyum diyorum ve susuyorum.


Bir dakika bir dakika ''evlenince görücem ben seni bakalım kitap okumaya vaktim kalıcak mı?'' diyenlere bir çift lafım var.


Okuyorum işte naaaaaabeeeerrr ? hhahahahaa :)


Tamam şimdi sustum :)


Arka Kapak:
Cem Yayınevi, çağımızın büyük yazarlarından Kafka'nın bütün eserlerini, Kamurân Şipal'in Türkçesiyle yayınlamaktadır. Bütün Eserler'de yazarın öyküleri (Bir Savaşın Tasviri, Hikayeler, Değişim, Taşrada Düğün Hazırlıkları), romanları (Dava, Şato, Kayıp / Amerika), mektup ve günlükleri (Ottla'ya ve Ailesine Mektuplar, Babama Mektup, Günlükler) ve Kafka'nın yaşamı ve sanatına ilişkin kaynak kitaplar (Kafka'da İnanç ve Umutsuzluk, Öbür Dava, Kafka ile Söyleşiler, Yaşam Öyküsü) bulunmaktadır. 


Hikayeler'in bu basımı Kafka'nın arkadaşı Max Brod'un hazırladığı Bütün Eserler'deki metin temel alınarak çevrilmiştir.