Baş Kitabımız

Baş Kitabımız

Dostlarımız

Dostlarımız

Kütüphanemiz

Kütüphanemiz

Kitaplarımız

Kitaplarımız

Psiko Analist

Çarşamba, Haziran 19, 2013

Artık okuyup da yorumlamadığım kitap varsa bilemiyorum.
Taze taze yazmayınca böyle.
Uzun süre oldu bu kitabı okuyalı.
Hoş yorumlamasam ne olacak, ama işte benim için de iyi oluyor.

Hem sonra siz de bana çok gaz veriyorsunuz.
Sen oku dersen okurum, demeler, sadece senin önerdiğin kitapları okuyorum, demeler falan.
Yapmayın böyle, çok umursuyorum sonra kendimi :)


Kim önerirse önersin öncelikle tarzınız mı değil mi ona bakmalısınız.
Benim gibi her önerilen kitaba atlamayın, ama işte ben de hep aynı tarz olmasın diye her telden çalmaya çalışıyorum. Huyum bu.

Bu kitap türünü sevenlerin hoşuna gidebilecek bir kitap.
Türü için ben psiko-gerilim yakıştırmasını uygun gördüm.
Kitabın en güzel yanı, tam bitti dediğiniz yerde tekrar başlayıp sizi şaşırtıyor olması.

Tek düze bir hayatı olan psikoanalist Dr. Starks'ın doğum gününde aldığı bir notla hayatının alt üst olması ve bu durumla başa çıkmak için verdiği savaşı konu alan, beni şaşırtmayı başaran bir kitap.

Coco Chanel Efsanesi Ve Hayatı

Salı, Haziran 18, 2013


Öncelikle belirtmem gereken şey ise bu kitabı sadece meraklılarının okuması gerektiği.
Belgesel tadında, Gabrielle Chanel'e dair istemediğiniz kadar bilgiyi öğrenebileceğiniz bir kitap.

Fotoğraflar da cabası!

O Fotoğraflara baktıkça ne kadar kendime benzettim bilemezsiniz. Güzel bir kadın olmadığı için gönül rahatlığıyla yazabiliyorum. Övmüyorum kendimi bu sefer yani :)
Maskülen bir tavrı var. Erkek çocuğu gibi.
Erkek gibi yakıştırmasını kendim için de çok kullanırım. Büyük ihtimal erkek doğacakmışım ama Allah anneme acımış..

Bir sigaram eksik benim! Onunsa her fotoğrafta bir sigara. Nasıl bu kadar uzun yaşamış hayret?!

Dediğim gibi sadece gerçek meraklılarına tavsiye edebileceğim bir kitap..

Maya- Leyla İpekçi

Pazartesi, Haziran 17, 2013


Kahramanı çocuk olan hikayelere hiç dayanamıyorum. Bunu artık iyice anladım.
144 sayfa olan bu kitap mayanın kendi ağzından anlatılıyor.
Neden sorunlu bir çocuk olduğu çocuk masumluğuyla gözler önüne serilirken içiniz burkuluyor.
Artık düzeldi dediğiniz yerde hüznün asıl şimdi başladığını anlıyorsunuz

144 sayfaya çok şey sığdırmış Leyla İpekçi.
Elimden bırakmadan bir oturuşta bitirdim ben.

Bu ara kitap okuyamayanlara özellikle tavsiye ederim, hem akıcı, hem kısa.
Hem de 'bir kitap' bitirmiş olacaksınız ve vicdanınız biraz rahatlayacak.

Biliyorum ben sizi ;)

Lütfen Anneme İyi Bak

Pazar, Haziran 16, 2013



Bu kitabı almam için yazarın Güney Koreli olması yetti.
Güney Kore filmleri ile başladığım Güney Kore sevdasına, kitaplarıyla devam ediyorum ve yanılmıyorum.
Kitabı 2 günde bitirip çok seviyorum.

Yeryüzünde en çok annemizi sevdiğimizi söylersem yalan olmaz sanırım.
Ve yine en çok onu kırdığımızı söylersem...
Maalesef öyle. Nazımız ona geçtiğinden sanırım en çok onu kırıyoruz.

Kitabın konusu ise kaybolan bir annenin ardından yaşanan pişmanlıklar.
İddia ediyorum roman kahramanlarının yerine koysanız kendinizi aynı pişmanlıkları yaşarsınız.

Sadece çeviri konusunda tereddütlerim vardı. Ama hayır, çok şükür gayet rahat okunan güzel bir kitap çıktı.
Bence yaz bitmeden alın, sıkılmadan okuyun ;)

Sultanı Öldürmek

Cumartesi, Haziran 15, 2013


Ahmet Ümit'in kitapların için ben,
sağ gösteriyor-sol gösteriyor ve kafa atıyor, diyorum.

Yine koşturuyor düşündürüyor sizi ve sürpriz sonla, vayy, dedirtiyor.

"Sultanı Öldürmek"teki anlatıcı tarihçi Müştak  Serhazin'i,  Kukla kitabındaki gazeteci Adnan'a benzettim ben.
Onun gibi iç hesaplaşmaları bitmeyen bir karakter. Sonra Ahmet Ümit twitter hesabında bundan bahsetti.
Sadece bana öyle gelmemiş yani.

Ve gelecek kitapta anlatıcının Başkomiser Nevzat olacağının sinyallerini verdi ki, bu benim için çok sevindirici bir haber;)

Kitap hakkında çok yorum okumuşsunuzdur hatta belki kitabı okumuşsunuzdur :)
Okumayanlara tavsiyem okumaları yönünde olacaktır.

Mino'nun Siyah Gülü - Hüsnü Arkan



Gamze'nin tavsiyesiyle sepetime attım  bu kitabı.
İçinden bir cd çıkıyor aklıma gelmişken arka fonda o çalsın :)
Bir de Kırmızı Kedi Yayınevinin kitaplarından seçmeler var.
Güzel reklam. Sevdim. Onayladım. Ordan da bi' kaç kitap seçtim ;)

Kitabın yazarı: Hüsnü Arkan. Adını değilde sesini kesin tanırsınız. Ezginin Günlüğünün Solisti.
"Sevdadandır dedi annem aldırma..."
"Bana bi' koca lazım" diyen değil yani ;) - ay burda çok güldüm siz de güldünüz mü?-

Hüsnü Arkan'ın ilk kitabı da değilmiş bu arada.
Hayatta bilmediğimiz ne çok şey oluyor, değil mi?
Tıpkı yaşamayanların anlayamadığı 80 darbesi gibi.
Tek suçu bir şeylere inanmak olan gencecik insanlar.. Ne hayatlar sönmüş o zamanlarda.
Nasıl çaresiz kalmış anneler.
Boşuna yazmıyorum bunları, kitapta bundan bahsetmiş; bir yerde kesişen, farklı insanlardan alt metin gibi gözüken darbeyle yiten hayatlar..

...oysa insan bir kaç kitap kurtarmak uğruna yok olmayı göze alabilmeli...

Kalbin Direnişi - Kemal Sayar

Perşembe, Ağustos 30, 2012


 - 'Şimdiye kadar neden Kemal Sayar okumamışım ki?' diye bir serzenişle giriş yapsam ne kadar beğendiğimi ifade etmiş olurum sanırım. - Ama serzenişler  falan hiç hoş şeyler değil bunlar. Okumamışım, vardır bir hikmeti.

  K.Sayar bir psikiyatr, ve sanırım bu benim okuduklarımdan etkilenmemde önemli yer kapladı. Hayır hayır, sandığınız gibi değil. Bu psikiyatri alanına olan ilgimden kaynaklanan bir durum değildi; bir psikiyatrın kendi alanına olan mesafesinden, ve beyinden önce kalbi öncelikli tutmasından kaynaklanan bir etkilenmeydi. Zira son zamanlarda yaşadığım ve dahi çokça duyduğum olaylardan sonra psikiyatrların her şeyi 'ilaç'larla çözmeye çalıştıklarını sanmaya başlamıştım.

   Kalbin Direnişi 'modern' çağ insanının nasıl bir dehliz içinde olduğunu, çalkantılarını, buhranlarını, ikilemlerini, başarı-sız-lıklarını sorgulayan bir kitap. Ve bence bu sorgulamayı önemli bir açıdan yapıyor; kalb/inanç eksenli. Çözüm ise; kalbin direnişi. 
  
   Ve ben anlıyorum ki; gün geçtikçe 'kavram'larımız dahi başkalaşıyor; 'modern' bir anlam kazanıyor, çok gerekliymişcesine. Aile başkalaşıyor, arkadaşlık eksenini değiştiriyor, hayatın anlamı yönünü değiştiriyor, gezi/seyehat başka bir hal alıyor, mahrem nedir deniyor, terapinin şekli değişiyor, başarının ölçüsü diplomalarımız, sınav sonuçlarımız oluyor ve dahası.


Bana bunları düşündürenden alıntı yapmalı öyleyse;
* Çocuklarımıza sunabileceğimiz en değerli hediyeyi esirgiyoruz onlardan; zaman. Sohbet için hiç vaktimiz yok. Hayat için umarsız bir koşturmaca.

* Neden zahmete, oluşa, çileye dayalı bir manevi yönelişi tercih etmiyorlar? Bu sorunun cevabı insanların modernitenin sunduğu zihinsel ve fiziksel konfordan vazgeçmeden içsel boşluklarını doldurmak istemelerinde aranmalı.
- Bu çok çarpıcı bir soru ve cevap benim nezdimde. Maneviyatın bile kolayına,hızlısına mı kaçıyoruz? -

* Depresyon antidepresanların yaygınlaşması ve yan etkilerinin azaltılmasıyla daha çok teşhis edilemeye başlanmıştır.
diyorsa bir psikiyatr, oturup düşünmeli.

* Bu ilaçların sunduğu 'yeni benlik', hafif ve geçicidir; yaşantıdan değil, ilaçların sağladığı enerjiden köken alır. Dolayısıyla zorlukları nasıl  yendiğimiz konusunda bize bir öykü sunmaz.

* Seyyahla turist arasında fark vardır. Seyyah gittiği yere ruhunu da götürür, yeni yaşantılara açıktır. Öte yanda turist şehirlere, insanlara nüfuz etmez.  Seyyah gittiği yerler video kameraya kaydedip, dönüşte eşe dosta göstermez. Ama dilinde , her yolculuğun sonunda anlatabileceği hikayeleri vardır. 
Böyle bir karşılaştırmayı daha önce hiç düşünmediğimden belki de, hoşuma gitti.

Ve alıntılamayı istediğim bir sürü cümle.
Tefekkürlü okumalar ola.
Sevgiyle ^^


Üç Yusuf Üç Rüya Üç Gömlek - Senai Demirci

Cumartesi, Temmuz 07, 2012

Hz.Yusuf'un kıssasının içinde ben/sen.
Hz.Yusuf'un kıssasıyla şereflenen ben/sen.
Kıssadan hisse alan ben/sen. 




Zaman zaman ihtiyaç hissettiğim kitaplar olur. İhtiyacım olan vurucu cümlelerdir belki de. Vurucu cümlelerle vurulmak/tefekkür etmek/kendine gelmek.
  Senai Demirci'yi sevdiren de bu olsa gerek. Bakışını değiştirmek, ve basiti vurucu hale getirmek. Herkesin bakmadığı yönden bakmak dünyaya kıymetli bir düstur bana göre.


 Hz.Yusufun kıssasında kendimi düşünmek de bu düsturun bir parçasıydı. Öyle düşünmüş Senai Demirci. Ve kıssanın içinde olmak daha gerçekçi olmaktı. Daha benimsemek, daha farkında olmak. Hz.Yusuf'un kıssasının ne çok hayatımızda, hayatımızın ne çok kıssada olduğunu anlıyordum. Ve Hz.Yusuf'u bir kez daha örnek alırken, 'Ne çok eksiğim!' diyordum.

                  * Yusuf gömleğinin yırtığı, en iffetli erkeğin ve kadının bile, yırtılmaya müsait bir yanının olduğunun habercisidir.
* Yusuf'un fazileti şehvete meylinin olmaması değil, meyli olduğu halde şehvete karşı durabilmesidir. Gönlünün akmadığı şeyle sınanmış olmazsın ki!
* Demek ki görmelerin hepsi, görünenin aslını görünceye kadar rüyadır.
diyordu Senai Demirci.

Tefekkürlü okumalar.
Sevgiyle kalasınız.