Baş Kitabımız

Baş Kitabımız

Dostlarımız

Dostlarımız

Kütüphanemiz

Kütüphanemiz

Kitaplarımız

Kitaplarımız

Necmettin Şahinler/Kur'an'da Kadın Portreleri

Perşembe, Şubat 12, 2015

Esselamu aleykum dostlar,
Bu kitabı sevdiğim bi blog arkadaşımda görüp not almıştım, fırsat bulunca da aldım, iyi ki almışım. Benim sevdiğim bir kitap oldu. Kitaptan bazı kadınları not aldım, daha ayrıntılı tanımak için başka kitaplar da edinmeyi istiyorum nasipse. Ha birde kitabın bir sürprizi var alanlarına, kitabı Cemalnur Sargut'un sesiyle de dinlemeyebilmeniz için cd hediyeli :)

Kitabın ismi Kur'an'da Kadın Portreleri'yse de anlatılan her kadının ismi Kur'an'da geçmiyor, Bazıları Peygamber Efendilerimiz'in eşleri, bazıları anneleri veya kızları.. İlgisi olan her insanın sevebileceği ve bilgi edinebileceği bir kitap bana göre. Kısa tanıtımlar var kitapta, yazar sanki sizinle konuşuyormuşçasına anlatıyor. Bazılarını iyi, bazılarını kötü yönleriyle.. Kitapta ismini hiç duymadığım kimselere de rastladım bu ilginç ve güzeldi. 


En sevdiklerimden,

*Çileler, hastalıklar, sıkıntılar, kayıplar Allah'ın kullarına bir cezası değildir Rahime. Çünkü Allah kullarına zulmetmez. Tam tersine idrak edebilenler için bu ıstıraplar, Allah'a ulaşmanın/yaklaşmanın fırsatlarıdır. Fakat nefsimiz bize bunu böyle göstermez Rahime; şeytanın da vesvesesiyle bizi yanıltır, yanlış konuşturur, isyan ettirir kimi zaman...


Keyifli okumalar,

Selam ve muhabbetle...

İskender Pala/Mihmandar

Perşembe, Ocak 22, 2015

Esselamu aleykum,

Bu yıla enfes bir kitapla başladım dostlar, İskender Pala'nın sadece ismi bile onu okumama yetecekken, bir de Eyüp Sultan'ı konu alan bir kitap olması merakımı ve isteğimi ikiye katlamıştı. Elimdeki kitaplardan dolayı henüz almamıştım ben kitabı, çok sevdiğim bi arkadaşım hediye edince hemen ön sıraya alarak okudum.

Önce kitabın isminin kelime anlamıyla başlayalım, 
Mihmandar: Resmi konukları ağırlamak ve onlara kılavuzluk etmekle görevlendirilen kimse, konukçu. 
'Mihmandar'ı Resülullah', Medine'de Hz. Muhammed (s.a.v)'i evinde misafir eden Ebu Eyyub El-Ensari'nin lakabı.

Kitap, Efendimiz(s.a.v)'in Mekke'den Medine'ye hicretiyle başlıyor ve İstanbul'un fethiyle sona eriyor. Muhteşem bir tarihin muhteşem bir şekilde kurgulanması ve kaleme alınması. Tarihi, yine keyifle, hiç sıkılmadan okuyacaksınız. 

Kitap, Eyüp Sultan'ın hayatını konu alıyor gibi görünse de, o dönemin her ayrıntısına yer veriyor. Halifelik ayrıntılı şekilde işleniyor, özellikle Eyüp Sultan'ın halifeyi eleştirdiği bölümleri okurken insan, şimdi de böyle insanlar olsa, bu kadar rahat eleştirebilse başımızdakileri diye düşünüyor... Adına cahiliye dönemi dense de asla öyle olmadığını bu kitabı okurken daha iyi anlayacaksınız. Sadece İslam'ı yaymak ve Efendimiz'in şefaatine nail olmak duasıyla çıkılan zorlu seferler... Eyüp Sultan'ın sefer esnasında Efendimiz(s.a.v)'den naklettiği hadisler de yine hayatımıza ışık olacak nitelikte, her biri ayrı önem taşıyor. Okunmasını şiddetle öneriyorum. :)

*''Gerçek bir muhacir'' diyordu, ''vatanından ziyade Allah'ın yasakladıklarından ayrılabilendir.''

*Meşakkati var diye azmi bırakmak, karanlıkta oturup nuru bırakmaktır.

*...eğer bir ülkeyi yönetenler adalet ve hukuka uygun davranmazsa,vazifeler hak etmeyen insanların elinde olursa, din bozulur, ahlak bozulur ve ülke batar. Dünyayı kuvvet ve kanunlar değil, Allah'ın koyduğu vicdan ve adalet idare eder, unutma. Bunun için kime vazife verdiğine, kimi iş başına getirdiğine dikkat et. Bilirsin ki, hak etmeyen kişiye makam vermek, hazine değerinde inciyi bataklığa atmak sayılır.

*Ben akıllılığı ilmin uzun, ömrün kısa olduğunu düşünerek elde ettim. Ve iyilikleri dünyaya hakim kılmadan, aklın gereğini yerine getiremeyeceğimi düşündüm.

*...şu fani dünyada işlediğim bir günahı ölmüş annemin öğrenmesi bile beni rahatsız ederken, nasıl oldu da ben onu işlerken Allah'ın bildiğinden rahatsız olmadım?

*'Kim bir fidan dikerse, Allah o ağaçtan yetişen meyve sayısınca amel defterine sevap yazar.'

Keyifli okumalar,
Muhabbet ve selam ile...

A. Ali Ural/Posta Kutusundaki Mızıka

Çarşamba, Aralık 31, 2014

Esselamu aleyküm dostlar, akşam-ı şerifleriniz hayrola :)

A. Ali Ural'ın Posta Kutusundaki Mızıka'sını baştan sona ikinci kez okuyuşumdu benim, yine çok keyifle okudum, boğazım düğümlendi çoğu yerinde, ağlamaktan okuyamadım bazı bazı..


Sevgili Ali Ural nasıl yazmış o mektupları, hangi duygularla, kimi düşünerek yazmış bilemiyorum ama beni her okuyuşumda ayrı etkiliyor, her seferinde kendimden bir şeyler buluyorum muhakkak...

İnsan annesine, kardeşine, sevgilisine, çocuğuna, dostuna... 
Herkese yazabilir o mektupları... 

Bu kitabı okudukça insanın mektuba ilgisi artıyor, özeniyor eskiye... Teknolojinin bizi bu kadar sarmaş dolaş etmediği günlere... Okursanız beni daha iyi anlayacaksınız :)

Aralarından seçim yapmak çok zor, isterdim ki her satırını taşıyayım buraya, ama siz dokunarak okuyun o güzelim satırları, buradakiler tadımlık olsun...

*Sevgili Dost,
Eğer yeryüzündeki bütün elleri bir masanın üzerine koysalar, elini bulabilirdim onların içinden.

*Sevgili Dost,
Bulunduğu durumun farkında olmamak, her durumdan daha kötüdür.


*Sevgili Dost,
''Kalpler ancak Allah'ı anarak huzur bulur,'' ayetini biraz daha dikkatli okuyacak olsak, basınç odasının yerini göreceğiz. Evet, bu ayet, adına ''stres'' denen çağdaş basıncı düşürecek ilahi bir odaya, Kur'an'a çağırıyor bizi.
Frankenstein'ın yaratığı değil, Allah'ın kulu olmak ne güzel!
Ne güzel ''Allah en büyüktür,'' sözü.

*Sevgili Dost,
İnsan yoktu ve sınır yoktu. İnsan geldi ve elindeki tebeşirle sınırlar çizmeye başladı.

*Epictetus, elindeki cevizlerin birazını bırak der, eli çömlekte sıkışan çocuğa.
''Hırs sebeb-i hasârettir.''

*Sevgili Dost,
Bir bedenin organları gibi olduğumuz söylenmişti bize ve biz buna inanmıştık. Çünkü bu sözün sahibi Peygamberimizdi. Vücudumuzun bir parçasının geçirdiği rahatsızlık hani bütün vücudu ateşler içinde bırakacak, bütün vücut bu rahatsızlıktan elem duyacaktı? Kol kesilirken dudak gülüyor, ayak kesilirken kollar el çırpıyor, bir göz oyulurken diğer göz futbol maçı izliyor. Bir cinnet olmalı bu! 

Keyifli okumalar dilerim, huzurla kalın...

Kemal Özer/Müslüman'ın Diyeti

Salı, Aralık 16, 2014

Esselamu aleykum ve rahmetullah..

Merhabalar efendim, öncelikle belirtmek istiyorum ki bu bilindik bir rejim/diyet kitabı değil, yanlış anlaşılmasın... Bu ancak bir müslümanın yaşam boyu yemek yeme stili.

Bu kitabı duymamıştım daha önce, yazarını da öyle. İnternetten kitap siparişi verirken bir anda karşıma çıktı ve alıverdim ben de.. İyi ki de almışım. 

Müslüman bir insanın Allah'ın bize verdiği nimetleri hangi ölçüde, ne zaman, nasıl tüketmemizi bazen bilimsel bilgiler eşliğinde, bazen de hadis veya ayetlerle çok güzel açıklıyor yazarımız. Özellikle Efendimiz (s.a.v)'in yeme ölçüsünü, hadisleri ben ilgiyle okudum. Umarım sizler de istifade edebilirsiniz.

*Rivayetler, Hz. Peygamber'in bir hurma tanesini bile ayakta yemediğini, bir şey yiyecek olduğunda nimete ve o nimeti bahşeden Allah'a hürmeten mutlaka çömeldiğini bildiriyor.

*Muhyiddin-i Arabî hazretleri yeme içme adabını şöyle özetler: ''Besmelesiz başlama, acıkmadan yeme, yemeğe hep en son sen başla, yerken acele etme, acele etmeden lokmayı teenni ile ortalama olarak al, taamı çiğnemeden yutma ve iyice çiğne, diğer lokmaya elini uzatırken de besmele çek, sofrada yalnız bile olsan hep kendi önünden ye, sofradakilerin yüzüne ve eline bakma, daha fazla yemen konusundaki ısrarlara aldırış etme, zaruret kadar ye, sofradan mideni doldurmadan kalk, nimeti hazırlayana teşekkür et, bu rızkı veren Allah'a gereği gibi şükret, günde ki öğün ye.''

*Rasülullah(s.a.v) şöyle buyurdular: ''Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez.''

*...Hz.Ömer'in ''Biz harama düşme korkusuyla helâlin onda dokuzunu terk ederiz.''

*İzin verilen hayvanların sadece helal kesim olmasına değil, helal ve temiz beslenip beslenmediklerine de bakılmalı.

İstifadenize inşaAllah, keyifli okumalar...

Alper Canıgüz/Alper Kamu Cehennem Çieği

Perşembe, Eylül 18, 2014

Esselamu aleykum,

Dostlar afiyettesiniz inşaAllah :)

Alper'i, Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı okuyanlar tanır, o çocuk kendisini okumaya müptela eder insanı ve bu eseri de öylece bir solukta okuyuverdim, özlemişim küçük dehamızı :) 
Cehennem Çiçeği, Oğullar ve Rencide Ruhlar'daki Alper'in yeni maceralarından oluşuyor, yani kitabın hem devamı gibi hem de değil. Her türlü okunur :)
Sanırım yazarın üslubuna ve Alper Kamu'ya alıştığımdan ötürü bu kitaptan ayrı bir zevk aldım ben. Üslup yine gayet akıcı, tespitler yerinde ve Alper Kamu Şahane :)

Alper yine iş başında, çocuk n'apsın her türlü garip hadise onun etrafında yaşanıyor o da küçük bir dahi olarak kayıtsız kalmıyor tabi olanlara yine :) Onun bazen çocukça bazen de gayet olgun düşüncelerine, yorumlarına hayran olmamak elde değil. Güldürürken düşündürüyor sizi. Olaylar karşısındaki olgun duruşu, hiçbir şeye şaşırmayışı, kendince getirdiği yorumlar şaşırtıyor insanı. Hiçbir şeye şaşırmamaya başlıyorsunuz siz de, çünkü yazar öylesine güzel anlatıyor ki, gerçekten beş yaşındaki Alper'in bunları yaşayabileceğine ve düşünebileceğine inanıyorsunuz.

*Gerçek ya da kurgu, bütün hayat aşk denen yalan çevresinde dönüyordu sanki.

*Mutsuzluklarını kanıksamışlardı ve daha büyük bir şeyin peşinde koşmak akıllarından bile geçmiyordu.

*Tecrübelerime göre, kapımızı çalanların sekizde yedisi görmek istemeyeceğim kişilerden oluşuyordu. Kalan sekizde bir de yanlış zamanda gelirdi ekseriyetle.

*Sağı solu kontrol ettikten sonra kafamı kaldırmak suretiyle yukarıları incelemeye aldım. Ne dost bir yüz, ne de kendini balkondan aşağı atmaya hazırlanan biri vardı görünürde. Saat serserilik etmek ya da canına kıymak için çok erkendi henüz.

*Annemin iniltisini işittik: “Bari bir kan tahlili mi yaptırsak?” Röntgen, tomografi, EEG, MR, ampütasyon, beyin cerrahisi, karaciğer nakli gibi sosyal sigortalar kurumunun bilaücret sağladığı muhteşem servislerin hiçbirinden yararlanamayacağımızı öğrenmenin şokunu üzerinden güçlükle atan annem, “bari bir kan tahliline” fitti şimdi.

*Hayal kırıklığı içimde güçlü duygular uyandırmış olacak ki, o noktada pek çok sosyopat gibi ben de, madem kendime bir hayrım dokunmuyor bari dünyayı kurtarayım diye düşünerek Ümitler'in kapısında aldım soluğu.


Keyifli okumalar :)

Nazan Bekiroğlu/Mimoza Sürgünü

Pazartesi, Eylül 15, 2014

Esselamu aleykum..

Merhaba dostlar, gününüz hayırla dolsun.
Az evvel bitirdim Mimoza Sürgünü'nü. Ben Nazan Bekiroğlu okurken dinlendiğimi, hatta yüreğimdeki ağır yüklerden bazılarının kaldırıldığını hissediyorum... Öylesine güzel anlatıyor ki, insan rahatlıyor onu okurken. 

Bu sefer bir romanla değil denemeyle karşımıza çıkıyor yazar. Ben normalde pek deneme tercih etmem ama bazı yazarlar özeldir ve tüm kitaplarını sorgusuz edinmek isterim, bu da onlardan biri, kitabın türüne bile bakmamıştım alırken :) İlk başta deneme olduğunu anlayınca küçük bir hayal kırıklığı yaşasam da sevdim elbette, yüreğinden yüreğime dokunanları.

Yazar Trabzon'da yaşıyor ve tam bir Karadeniz aşığı :) Yer yer şehirden, yolculuklarından, gittiği yerlerden bahsediyor. Yurt dışında bazı yazarların evlerini ziyaret etmiş, oralardan, onların hayat hikayelerinden bahsediyor bir bölümde. Bir bölümde sokak hayvanlarından ve insanların onlara bakış açısından dem vuruyor... Kısacası her şey var kitapta, hayata, yaşanılana dair... Hele son bölümde bir Sinek Hanım var ki, çok sevdim ben ;) Nazan Bekiroğlu'nu tanıyorsanız tarzını seviyorsanız dahil edin efendim bu güzel eseri kütüphanenize, e tanımıyorsanız da tanışma için gayet güzel bir başlangıç bence ;)

*Ama her yol, sapılmamış olanın hatırasını kazıyordu ruha.

*Ömrümdeki en önemli hadise olarak kalsa bir ırmağın akışı.

*Duru bir görüş bahşetsen bana ya Rab. Her şeyin yerli yerinde durduğunu, ağır ağır döndüğünü, sakin sakin aktığını görmeme yetecek bir bakış.

*Çünkü savaş, yakıtı masumların bedeni olan bir motordur ve tek masumun bile nâhak yere öldüğü yerde bütün evren ölmüş demektir.

*Şu güneşli dünyada her şey göle üstüne gölgedir.

*Hata yapmamak için dönüp geriye bakmak gerektiğinin farkında değil, bütün genler gibi.

*Oysa kendi acısında bütün evrenin acısını tecrübe edenler kadar bütün evrenin acısını da kendi acısına çevirebilenlere insan denir ve yalnızca onlara insan denir.

*Ateşten, bir parçanızı orada bırakarak kurtulamazsınız. Gerçek bir kurtuluş sayılmaz bu.

*Bir zamanlar ''İyi ki cennet var,'' derdim. Şimdilerde ''İyi ki cehennem var,'' diyorum.

Keyifli okumalar...

Murat Menteş/Ruhi Mücerret

Cuma, Ağustos 29, 2014

Esselamu aleykum dostlar,

Sevgili Murat Menteş'in son romanını okudum yenice. Alalı çok oldu ama sırasının gelmesini bekliyordu okunmak için :) Bende sabırsızlıkla bekliyordum açıkçası bir an önce sırası gelsin, okuyayım diye.
Nasıl bir zekaya sahip diye düşünmeden edemiyor insan bu adamı okurken...
Her cümlesi üzerinde düşünülerek yazılmış bir zeka ürünü gerçekten. İnsanı allak bullak ediyor, düşünmeye zorluyor, okuyup geçemiyorsunuz hiç bir cümleyi..


Murat Menteş çok iyi bir yazar, ben çok seviyorum. Bu kitabıyla da benim için nirvanaya ulaşmış durumda :) çok çok beğendim. Aksiyon, macera, aşk, komedi.. her şeyden biraz var bu kitapta. Okurken asla sıkılmayacak, her cümlenin altını çizmek isteyeceksiniz. 

100 yaşındaki istiklal gazisinin enteresan hayatı ve onun etrafında dönen oyunları eğlenerek okuyacaksınız :) Yaşamınızdan kesitlere Menteş'in sözleri damgasını vuracak bazen. Her zamanki gibi o enteresan isimler, mekanlar sizi güldürürken düşündürecek :) Yer yer Alper Canıgüz'den ve eski kitaplarından isimler, yerlerle karşılaşacaksınız. Ben Alper Canıgüz'ün üslubuna da benzetiyorum zaten Menteş'i. Ama hangisi hangisinden esinleniyor ondan emin değilim :) Okuyun bu adamı, pişman olmayacaksınız ;)

*Kalbin kararları bir, bilemedin iki saniyede alınır.

*Senden bekleneni, sana emredileni ya da seni kurtaracak olanı değil; kalbinin derinliklerinde tasdikleneni yap. İyiliği içselleştir.

*Evlilik dediğin, kadına dırdır etme yetkisi, erkeğe de somurtma imtiyazı veren kutsal bağdır.

*Şirinlik akla kibrit suyu döker ve samimiyetin kökünü kurutur.

*Biliyorum, kaplumbağayı yarış atına dönüştüremezsin.

*Gerçeğin acılığı öfke veya pişmanlıkla giderilemez.

*Bundan sonra şansım yaver giderse, ancak mezarımdan petrol fışkırır.

*İyi bir iş yaptığından yüzde yüz emindi ve... kesinlikle yanılıyordu.

*İnsanlar senin yanındayken kendilerini cennetteki gibi kınanmayan, yadırganmayan, dışlanmayan aksine ödüllendirilen, yüceltilen, hoşnut edilen, ikramda bulunulan konumunda, özgür hissederlerse sen, bulunduğun yeri cennete benzetmişsin demektir.

*Allah niyetlerimiz ile akıbetimiz arasındaki bağı rahmetiyle kursun.

Bu kadar yeter bence :) Kendiniz okuyun ve keyfi sonuna kadar yaşayın ;) 
Keyifli okumalar.

İhsan Oktay Anar/Yedinci Gün

Salı, Ağustos 19, 2014

Esselamu aleykum...

İhsan Oktay Anar okuyanlar bilir, onun derin deryalarında yol almak yorar insanı ama bu bir başkaydı gerçekten, 240 sayfalık görüntüsüyle sakın kolay lokma sanmayın, 500 sayfa okumuş gibiyim..

İhsan Oktay Anar, felsefe hocası. Bu kitabında bu yönü biraz daha baskın. Hikayeler, karakterler, tarih, o anlamını çözmekte zorlanacağınız cümleler, kurgular :) Sizi düşündürecek, üzecek, güldürecek zaman zaman.. 

Yazarımız yine çok araştırma yapmış ve ilmek ilmek işlemiş kitabına.. Bu kitabı sakın; yolda, otobüste, birilerinin yanında yada dinlenmek için okumayın, tam aksi kafanız ve ortamınız rahatken elinize alın ve yudum yudum okuyun, bi anda bitirmeye de çalışmayın, bırakın damla damla içinize işlesin :) Zira sonra kim kiminle ne yaptı diye düşünür geri sararsınız :)
Ben tam hakkını veremedim, aradan biraz zaman geçsin tekrar okumayı düşünüyorum.

Kitap üç bölümden oluşuyor; baba, oğul, hayalet... 
İlk iki bölüm biraz karmaşık gelebilir ama merak etmeyin, üçüncü bölümde düğümler çözülüyor ;)

*“Şileplerle getirdikleri malları paraya çeviren tüccarlar herhalde, fetihten sonra kiliseleri camiiye çeviren padişah kadar büyük fatihlerdi. Çünkü bu maceraperest adamlar gerçek birer bilgeydi. Konstantiniye fethedildikten sonra Ayasofya bir cemaat bulmuş, ama Filosofya bulamamıştı.”


*“Bu arada Bevval, İhsan Sait’e gelip, ‘Efendi, bu gece de istihareye yatem mi?’ diye sorduğunda hem imanının sağlamlığı hem de göreceği rüyanın çıkacağı konusunda iddialı gibiydi. Diğerleri uykuya daldıktan sonra gerçekten de temiz kalbiyle bir abdest aldı. Lazım gelen duaları okudu ve besmele çekip yatağına uzandı. Sabaha karşı uyandığında doğruca patronunun yanına vardı. Heyecanla ona ‘Efendi! Efendi! Gece rüyamda bi gözel avrat gördüm ki dime gitsin! İyeşil gözlü! Endamlı. Guccağında da ziyah beyaz bi kedi var idi! Böyle gözel avrat görmedi heç!’ deyince İhsan Sait, Bevval’in suratına bir tokat çarparak zavallıya bağırdı: ‘Sus ırz düşmanı! O senin yengen olur!’’


*“Zaten kader, bir memurun sabit geliri gibiydi: Fiyatlar yükselip alçalsa bile maaş, yani kader değişmezdi.”


*“Çünkü ordu, bu harpte donarak ölen binlerce askerin cesedini, ancak yarım asır sonra toplayıp gömecekti. Vatanı uğruna yaşayan birine köpek, yine vatanı uğruna ölene de köpek leşi muamelesi yapmak, galiba bir devlet geleneğiydi.”


*“Onun üstünlüğü, hiçbir üstünlüğünün olmaması.”


Ha unutmadan söylemeden geçemeyeceğim, ben İhsan Oktay Anar'ın her kitabında ismini verdiği bir karakterin olmasına bayılıyorum! ^_^ 


Keyifli okumalar...