Baş Kitabımız

Baş Kitabımız

Dostlarımız

Dostlarımız

Kütüphanemiz

Kütüphanemiz

Kitaplarımız

Kitaplarımız

Mehmet Ali Bulut/Can Boğazdan Çıkar

Cuma, Şubat 28, 2014

Esselamu aleykum dostlar,

Neler söylesem nasıl söylesem de size bu kitabı edindirsem de istifade etseniz diye düşünüyorum... O kadar sevdim yani :)

Mehmet Ali Bulut kendi rahatsızlığından yola çıkarak neleri nasıl tüketmemizle alakalı çok yararlı tespitlerle dolu bir kaynak hazırlamış bizlere. Ben duymamıştım, eser ilk çıktığı dönemlerde baya popülermiş aslında, belki duyanlarınız, okuyanlarınız vardır. Yoksa da muhakkak bu kitabı okuyun/okutun dostlar, zira istifade edilmesi gerekenlerle dolu bir eser. Kitapta yer alan birkaç bilgiyi bile uygulamaya geçirseniz sıhhatinizde hayli düzelmeler meydana gelebilir. Tabi kitap sadece hastalar için değil, hastalanmamamız ve dahi uzun bir ömür geçirmemiz için. Kitap, kan gruplarına göre beslenmeden yola çıkarak, neyi nasıl neyle tüketmememiz gerektiğinden ve hangi aralıklarla tüketmemiz gerektiğinden bahsediyor. Dediğim gibi muhakkak istifade edilmesi gereken bir eser.

*Lezzet ve haz endeksli yaşamak, insanı hem müsrif yapar hem hasta!

*Maalesef insan yeme içme merakı yüzünden cennetten kovulmuştur.

*'Sizin Allah'a en sevimli olanınız, yemesi en az ve bedenen en hafif olanınızdır!' Hadis-i Şerif

*'Mü'min günde bir öğün, insan günde iki öğün, hayvan günde üç öğün yer.'

*Tatlı ve meyve ile beraber su almak da kanı bozar.

*'Biz acıkmadan yemeyiz, yediğimiz zaman midemizi tıka basa doldurmayız ve senede bir hacamat yaptırırız.' Hadis-i Şerif

*...hiçbir hayvan doyduktan sonra '' ya bu çok hoşuma gitti biraz daha yiyeyim bari...'' demez.

*Temel bir kural olarak, yemek yedikten sonra en az 2 saat asla bir şey yiyip içmemek mide sağlığı açısından en eslem yol.

*Su içmenin en uygun zamanı, sabah uyandıktan bir iki saat sonra ve yemeklerden en az 2-2,5 saat sonradır.

*Her gruptan insanın, sabah akşam üç veya beş diş sarımsak yutmasında büyük fayda vardır. İnsanlar bunun yararını bilseler asla ihmal etmezler...

İstifadenize dostlar..
Vesselam.

Sabahattin Ali/Kürk Mantolu Madonna

Perşembe, Şubat 27, 2014

Esselamu aleykum...

Sabahattin Ali'yi ilk kez okudum ve sevdim, insan karakterini ve düşüncelerini kalemine fevkalade aktarmış, mutlaka öneririm..

Kitap çok kısa 160 sayfa, ilk başlarda Rasim bey'in hayatıyla ilgileniyor gibi görünse de ana karakter Rasim bey'in iş arkadaşı olan Raif efendinin hayatıdır.. Pek silik bir karakter olan Raif efendi, Rasim bey'in dikkatini çekiyor ve onun hayatını irdelemeye başlıyor ve hiç umulmadık olaylar olaylar tabi... :) İlk başlarda, Rasim bey bölümünde belki biraz sıkılabilirsiniz ama mutlaka devam edin, Raif efendinin ön yargılarla dolu hayat hikayesi sizden de izler taşıyabilir zira ;)


*İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım o kadar artıyordu.

*Mühimce mevkilere geçen adamların esaslı adetlerinden biri de galiba eski -ve kendilerinden geri kalmış- arkadaşlarına karşı gösterdikleri bu biraz da şuurlu dalgınlıktı.

*Bir yabancı ile karşı karşıya oturulduğu zaman adet olduğu üzere oda arkadaşımı gizliden gizliye tetkik etmek, kaçamak bakışlarla hakkında ilk -ve tabi yanlış- kanaatler edinmek istiyordum.

*İnsanları, kendi cinslerinden biri üzerinde kudret ve salahiyetlerini denemek kadar tatlı sarhoş eden ne vardır?

*Gülünecek bir tarafım olmadığını biliyordum. Fakat bunlar da, o yaşlardaki her kof insan gibi, ilk rastladığının suratına gülmeyi bir nevi üstünlük alameti sayanlardandı.

*İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı  tercih ediyorlar.

*Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.

*Onun boşluğunu değil, fakat yokluğunu hissedecektim...


Vesselam...
Keyifli okumalar..

Nazan Bekiroğlu/Nar Ağacı

Esselamu Aleykum..


Nar Ağacı öyle güzel bir kitap ki, onunla alakalı ne söylesem az, eksik kalacak...

Nazan Bekiroğlu'nun en sevdiğim/seveceğim kitabı bence bu. Hiç sıkılmadan bitirdim kitabı, akıcı ve duru bir anlatımı var sevgili Nazan Bekiroğlu'nun. Betimlemeler öyle güzel ki, hiç görmediğim şehirleri, hatta ülkeleri geziverdim birkaç gün içerisinde. Kitapta savaş ve muhacirlik dönemleri de anlatılıyor. İçim çok acıdı, yutkunarak, gözlerim dolu dolu okudum bazı bölümleri. Ve tabi aşk var, çok aşk hem de... Kitap bittiğinde insanın içinde kocaman bir boşluk oluyor. Bitti mi yani diyorsunuz, bitmesini hiç istemeyerek..

Bu kitabı/hanımefendiyi okuyun okutun dostlar.

*Geçmişi bizim için manalı kılan şey, ona bugünden bakıyor olmamızla alakalıydı.
*Yaradan kusursuz kurmuştu endazesini, yaradılış mükemmeldi.Ama kul kısmı dünyayı eğriltmekle kalmadığı gibi bu eğrilikten dolayı rahatsızlık da duymuyordu.
*Bilerek ve isteyerek kimseye bir kötülüğünün dokunmadığı muhakkaktı ama o bilmeyerek ve istemeyerek de olsa kimseye bir fenalığı dokunmuş mu, bunun hesabındaydı.
*İnsanları Türk, Kürt, Ermeni, Sırp, Yunan, Rum... Nasıl birbirinden ayırıyorsunuz? Takvaca üstün olanın en hayırlı olduğunu, Yaradan nezdinde Arap'ın Arnavut'a, Türk'ün Acem'e bir üstünlüğü olmadığını bilmiyor musunuz?
*Ama bu devleti bu hale koyanlar İbrahim değildi ki, gökten bir koç insindi.
*Tam bittiği yerden yenisinin başlaması belalığın doğasındandı. Başlamasa, zaten belalığı kalmazdı.
*İnsan içinden yenilenmeyince dışından eskir...
*Bir acıya tahammül edebilmek ancak ondan daha büyük bir acıyla yüz yüze gelmekle mümkün olabilirmiş, anladım.
*Dağılıp gitmeye hakkı olmayanlara özgü bir güçle güçlüydü.
Savaş insanı canavarlaştırıyordu ve insanın insana ettiğini kimse kimseye etmiyordu.
Teşekkürler sevgili Nazan Bekiroğlu. 

Sen böyle güzel yazmasan 
Biz böyle okuyamazdık...

İhsan Oktay Anar/Kitab-ül Hiyel

Salı, Ocak 21, 2014

Esselamu aleykum...

İhsan Oktay Anar bence çok önemli bir yazar, tarihi kurguyla harmanlayarak sizi kitaba kolayca bağlıyor. Keyif ve merak içerisinde akıp gidiyor kitap. Okumayanlara öneririm. Kitab-ül Hiyel, Osmanlı dönemindeki bazı mucitlerin hikayelerini dönemin önemli olaylarının eşiğinde anlatıyor. Yazarın çizim ve mühendislik bilgisi de etkileyici. Okuyucuyu yormadan, sıkmadan icatları görsel olarak da aktarıyor. Kitaptaki isim ve ünvanlar da çok ilginç :) Nasıl bu kadar ayrıntılı düşünebildiğine şaşıracaksınız, hayal gücüne diyecek söz yok zaten :)

İktidar hırsının her kesimde ve her dönemde etkisinin olduğunu da görüyoruz kitapta.


 Bir kaç alıntıyla yazımı sonlandırıyorum;

*Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder.

*Eğer bir makina olarak düşünülebilirse, Kainatın da yakıtı er ya da geç bitecekti.

*Aynı zamanda ölüm, iki kere ikinin dört etmesi kadar kesindi.





Keyifle... :)


Daha önce Puslu Kıtalar Atlası'nı da yazmıştım, buyrun.

Alper Canıgüz/Oğullar ve Rencide Ruhlar

Pazar, Ocak 19, 2014

Esselamu aleykum..

Bu adamı nerden tanıdım da sevdim bilmiyorum ama üç kitabını birden almışım :) İlk olarak Oğullar ve Rencide Ruhlar adlı kitabını okudum. İlginç bir kitap aslında, yazarımız beş yaşındaki bir çocuğun yaşadıklarını karakterin diliyle anlatıyor okuyucuya. İlk başta baya ilginç geldi bana durum, beş yaşındaki bir çocuğun neler düşündüğünü, hissettiğini bu kadar açıklıkla ifade edebilmesi çok hoşuma gitti doğrusu :) Okurken hem şaşırdım hem güldüm :) Rahat gülebileceğiniz anlarda/yerlerde okumanızı öneririm :) Ayrıca kitabı okurken  '5 yaşındaki çocuk mu düşünüyor bunları' gibisinden bir düşünceye kapılmayın ve kitabın sizi sarmasına izin verin. 


Sevgili Alper'in güldüren ve düşündüren dünyasından altını çizdiklerimden bir kaçı;

*İnsan bu hallere düştükten sonra aynaya nasıl bakardı ki? Yüzmilyonlarca insan nasıl bakıyorsa öyle herhalde.

*Evet, itici bir görünüşe sahip ama netice itibarıyla dünyada yaşayan bütün insanlar itici, hatta kötü değil miydi? Varlığımızı sürdürebilmek için kötü olmak zorundaydık.Zamanında iyi insanlar var idiyse bile artık yeryüzünde onların genlerinden eser kalmamıştı.


*İnsan yüreği bir sarkaç gibidir işte böyle. İstediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.

*İnsanlara daha az tahammül edebilir bir ruh hali taşıdığımdan pek dışarı çıkmıyordum. :)

*Neticede ahlak herkese üç aşağı beş yukarı aynı şekilde davranabilmek değil midir?

*Bir gün toz zerrecikleri sizi bağrına basarsa, bilin ki ya nirvanaya ulaştınız ya da çıldırdınız. Hangisi olduğuna siz karar vereceksiniz.

*Gerçek acı sessizdir. Bir huzur evi gibi.

*Unutulmamalıdır ki, Tanrı bile bir yerden başlamak zorundadır.

*Her neyse; hayat her durumda sonu kötü biten bir hikaye değil midir zaten?

*Dünya hala dönüyordu işte. Bütün pespayeliğiyle.


Ya işte böyle büyük büyük konuşuyor...
İstifadenize.

Murat Menteş/Korkma Ben Varım

Salı, Ocak 14, 2014

Kitap her karakterin kendi ağzından hikayesini anlatmasıyla ilerliyor, ama siz bunu farkedemeyebilirsiniz çünkü üslup aynı, bazen kimi okuduğunuzu bile unutup başlığa geri dönebilirsiniz :) Ben romanlarda herkese eşit rol verilmesinden yana değilim, belli bir kişi olsun, olaylar onun etrafında dönsün isterim, sonra kimin eli kimin cebinde şaşırabiliyor insan. Bu kitapta da öyle, belli bir kişiye odaklanmışken hoop anında başka bir hayata dibinden başlayabiliyorsunuz, bu tarzı pek sevmiyorum dediğim gibi. Olaylar ve kişiler son tahlilde buluşuyor tabii.
Birde bazı bölümlerde her karakterin ağzından argolu ifadeler okuyoruz ve bu da benim pek sevdiğim bir durum değil, olmasa daha güzel olurdu ;)
Yazar araştırmacı kimliğiyle de öne çıkıyor, bize tarihten de o kadar çok bilgi sunuyor ki, hayran olmamak elde değil.
İddia ediyorum, bu adamı seveceksiniz :) Sayfa sayısı da oldukça kararında, doyurucu. Aşk, aksiyon, komedi, her şey var bu kitapta.
Altını çizdiğim çok bölüm var, zaten bir yerden sonra çizmeyi bıraktım, o kadar çok ki :) Sizler için en en favorilerimden alıntı yaparak yazımı taçlandıracağım;

* Gelgelelim, Şebnem yapma çiçeklerin arasındaki sahici gül'dü...
*Mezarlık, dünyanın maketi.
*Bildiğim bir şey varsa, talih ve talihsizlik, aynı kuyudaki iki kovadır.
*''İnsan bu dünyaya ağlayarak gelir, yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider.''(William Shakespeare)
*Gaybı yalnızca Allah bilirdi.
*Eğer bana olan şeyler ona da oluyorsa, kendi çapımızda bir kıyamet koparacağız demekti.
*Onunla her saniye bir ilkti.
*Ona aşık olmak, cehennemde çakmaklara gaz doldurmak gibi bir şeydi.
*Herkes bir yığın soru soracak: 'Ne iş yapıyorsun?', 'Evlenmeyecek misin artık?' Sanki ben çalışmasam aç kalacaklar, evlenmesem onlara sıra gelmeyecek.
*Şebnem, akide şekerim, saraya sızmış lunapark balerinim.
*Şebnem, kalbimden senin kalbine balyozla bir pencere açayım.
*Şebnem, her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım.
*Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok.
*Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını.
*Birisi 'Evet' desin, 'seni anlıyorum, Aynı dert bende de var.'
*'Saçmalamayı bırak. Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?' 'Yani?' 'Evlenme.'
*''An'ın tadını çıkarıyordum. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi.'' (Calogero Cavataıo)
*Annemin tebessümü, ışın tedavisi gibi, ruhumdaki kanserli hücreleri yeniliyor.
*Kurt Vonnegout'un da dediği gibi ''Dünya, uzaylıların akıl hastanesidir.'' Moron değilseniz, böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz.
*Cehennemi boylamayı göze almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz.

Benim aklım Fu'da kaldı, ondan farklı atılımlar bekliyordum ama olmadı, nasip :)

Keyifle inşaAllah...

Seninim

Perşembe, Haziran 27, 2013


Bana sorarsanız bu kitap kapağı ve kapağında yazanla çelişiyor. Yazı beklentiyi gerilim yönüne doğru çekse de, kapak size hiç de öyle bir  şey vaat etmiyor.
Okuyunca kapağın vaat ettiği şeyin daha doğru olduğunu görüyorsunuz. Eğer gerilim beklerseniz elbette beğenmezsiniz. 
Ancak esas kızın güzel-entelektüel-eğitimli bir eskort olduğunu, esas oğlanın ise yakışıklı-zengin-karizmatik-ne istediğini bilen-ilk defa eskort tutan biri olduğunu bilirseniz ve ilk karşılaşmalarından itibaren yayılan elektriği de ben size söylersem artık beklentiniz doğru yönde olur.

+18 uyarısını da vereyim ;)

Kördüğüm

Çarşamba, Haziran 26, 2013


Heidi Betts'in üç kitaptan oluşan serisinin ilki.
İki rakip gazetecinin arasında yaşanan inatçı çekişmeden doğan romantizmi anlatan hoş bir kitap.
Romantik komedi tadında, oldukça fazla cüretkar sahnelerin yer aldığı rahat okunan tabir-i caizse yaz kitabı.
Deniz kıyısında şezlonga uzanıp elinize aldığınızda bir çırpıda bitecek ve belki de serinin diğer kitaplarını yanınıza almadığınız için pişman olacaksınız.
Bu linkte seriyi oldukça uygun fiyata bulabilirsiniz. 
Ama burada kitabın ilk kısmını okumadan almayın derim ben. Giriş; hem dili, hem içeriği bakımından kitabın geri kalanı hakkında çok iyi fikir veriyor.
Hoşunuza giderse ne âlâ! Yoksa, Dylan ve Ronnie yeter artık biraz ayrılın, diyebilirsiniz :)
Spoiler vermemek için uzatmıyorum artık ama sonunu özellikle beğendim. Seriyi okuyanların favorisi bu kitap. Ancak ben diğerlerini daha çok seveceğimi düşünüyorum nedense ;)