Baş Kitabımız

Baş Kitabımız

Dostlarımız

Dostlarımız

Kütüphanemiz

Kütüphanemiz

Kitaplarımız

Kitaplarımız
tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Risale-i Nur'da Tasavvuf

Pazar, Temmuz 13, 2014

Eğer tasavvufu yaşamaya çalışan biriyseniz bir nur talebesine bakış açınızın çok da sempatik olmadığı düşünülür.Ya da tam tersi bir nur talebesiyseniz tasavvuf ve tarikatlara yine antipatik baktığınız kanısına varılır. Tüm bunların dışındaysanız, zaten sizin için herhangi bi kategorizasyon sorunu yoktur. 

Neyse.. İşte Mehmet Ildırar, cemaati içinde namı diğer "yarbay", bu önyargıları yok etmek adına yazmıştı son kitabını.Son kitap, diyorum çünkü vefatından hemen önce yayınlandığını ve başka bir kitap çıkarmadığını anımsıyorum.Yanlışım varsa bilemem yine de.
 Kitapta,hayatındaki  tasavvuf serüveninin yeni başladığı dönemlerde mürşidinin kendisine "Risale oku, ilmini arttır" ikazıyla Risale okumaya başladığını anlatıyor.Okuduktan sonra da, Bediüzzaman Said Nursi 'nin(k.s.*) yazdığı risalelerde ve de kendine sunulan tasavvuf öğretilerinde farklılık olmadığını, her ikisinin de  Kur'an ve sünnet ahlakına kuvvetle yapışmayı tembihlediğini görüyor. Risalelerden bununla ilgili alıntıların yanı sıra, Bediüzzaman'ın "Zaman tarikat zamanı değildir hakikat zamanıdır." sözü üzerine de uzun açıklamaların yer aldığı bir kitap. Malum sözün ediliş zamanı göz önüne alınırsa insanların, "tasavvuf" gibi takvaya kapı aralayan bir boyuttan ziyade din var mı yok mu ikileminde oldukları bir dönemde tüm gücüyle talebelerini ilme ve hakikatlerin ortaya çıkarılmasına seferber etmek amacıyla edilmiş bir laf olduğu üzerinde duruyor. 
Diğer yandan Bediüzzaman'ın bizzat tasavvuf büyüklerine duyduğu muhabbet ve onlara övgü dolu sözleriyle de tasavvuf karşıtı sayılmasının mümkün olmadığını anlatıyor.Bunların neler olduğunu bilmek ya da Risale-i Nur'la Tasavvuf arasındaki  karşılaştırmalı değerlendirmelere vakıf olmak isterseniz eğer bu kitabı okumalısınız. Semerkand yayınlarından bu kitaba ulaşabilirsiniz. 



Alıntılar da bizzat zamanın alimi Bediüzzaman'ın hatıralarından birine yer vermek istedim. Mürşid mürid ilişkisindeki "himmet" olgusuna dair bir örnek :

"Üstad Bediüzzaman hazretleri (k.s) Sikke-i Tasdik-i Gaybi'de şöyle anlatıyor : Ben 8-9 yaşlarındayken etrafımızdaki bütün ahali tarikatı Nakşibendiyye'nin meşhur gavsı Seyyid Sıbgatullah Arvasi (k.s.) isimli zattan medet isterken, ben akrabalarıma ve ahaliye muhalif olarak Gavs-ı Geylani'den (k.s.) istimdat ederdim.Çocukluk itibariyle elimden bir ceviz gibi ve ehemmiyetsiz bir şey kaybolsa, "Ya Şeyh, sana bir fatiha.Benim cevizimi buldur." derdim.Bir fatiha okurdum ceviz gelirdi.Acayiptir,yemin ediyorum, Gavs-ı Geylani'den (k.s.) 1000 defa böyle himmet imdadıma yetişti.Onun için bütün hayatımda Fatiha gibi zikirleri ne kadar okumuş isem, Hz. Resulullah'tan (s.a.v.) sonra Şeyh Abdulkadir Geylani'ye (k.s.) hediye ediyordum.

Bu zat nasıl olur da tasavvuf evliyasına karşı olur ?"

Evet güzel soru değil mi... :) 
Başta tüm tasavvuf büyükleri olmak üzere Mehmet Ildırar'dan da Bediüzzaman Said Nursi (k.s.) gibi tüm ilim üstadlarından da Allah razı olsun. Işık olmuşlar, aydınlatmışlar, aydınlıklarda olsunlar...

Başka bir kitap değerlendirmesinde görüşmek üzere dostlar... 

* Kaddesallahu Sırruhu = Allah sırrını kutsal (pak-temiz) kılsın" anlamındadır. Vefat etmiş veliler için kullanılır. Kuddise sırruhû (sırrı kutsal olsun) da denilir.

Hikem-i Ataiyye

Perşembe, Haziran 05, 2014

Bu kitabı okuma sürecimde o kadar çok kişiye anlattım ve o kadar çok kişiye tavsiye ettim ki sanırım çevremde fazlasıyla meraklısı oluştu. Ne gariptir ki sürekli adından bahsetmeme rağmen yine de bir çırpıda söyleyemediğim tek kitap adı budur herhalde... Hikem-i Ataiyye... Yazması daha kolay :)

Mesnevi öğretilerine hepimiz aşinayız değil mi ? Ya da daha güncel örneklendirmek gerekirse uzak doğu kültürünün huzur verici(!) mistisizmine... Biz, huzurun ve mutluluğun, sadece paketlenmiş ticarileştirilmiş sonra da görsel/yazılı medya aracılığıyla zorla hayatımıza dikte edilmiş şeylerde olabileceğine inandırıldık son dönemlerde. Refah içinde bir yaşantının belli bir fiyatı olduğunu ve ancak ücreti mukabilinde elde edilebileceğine de hani... Oysa geçmişimizde, ışık kaynağı  gibi zamanlarını aydınlatmış tasavvuf büyüklerinin yazdıkları eserlere şöyle bir bakıversek, Batı'nın en hümanist tavırlarına bile taş çıkartacak yol haritalarını buluruz. Elimizden tutup,bizi gerçek özgürlüğün bulutlar üstü mekanına çıkartacak Allah dostlarının öğretilerine kulak versek...Bugünkü buhranların çoğu hayal olurdu belkide... 
Ama bu zor ve herkese nasip olmayan bir yolculuktur ki, o sebepten okuduğum bu eser gibi çoğu eser kütüphanelerin raflarında istiridye içindeki inci gibi keşfedilmeyi beklemekte... Hikem-i Ataiyye , Şazeli tarikatının büyüklerinden, aynı zamanda fıkıh, tefsir v.s. ilimlerin tahsilini veren Ataullah İskenderi (K.s.) 'nin tasavvufi öğütlerini içeren bir kitap. Kısa başlıklar ve açıklamaları halinde düzenlenmiş 2009 basımı Semerkand yayınlarından çıkmış. Son derece anlaşılır ve akıcı bir üslupla yazıldığı için kısa sürede bitirip lezzeti damağınızda kalır cinsten bir kitap. Israrla tavsiyedir... 


Alıntılar kısmına sayfalar dolusu şey eklememek için kendimle mücadele halindeyim.Çoğu eklenesi bölümü eleyip alıntılar kısmına  karar vermek hiç kolay olmadı :) İşte kitaptan bazı başlıklar...

"Günah işleyince ümidin azalması, amele güvenmenin alametlerindendir."

"Allah seni sebeplere muhtaç bırakmışken senin o sebeplerden soyutlanmayı istemen gizli şehvetlerdendir."

"En yüce himmetler bile kader surlarını yaramaz."

"Tedbir almaktan nefsini rahat tut.Allah'ın senin yerine yaptığı işi kendi üzerine yükleme."

"Bazıları , 'Nefsini köpekten daha kıymetli gören, kibirlenmiş ve Allah'ın gazabını hak etmiştir'demişlerdir."

"Şeyh Abdurrahman Said büyük bir fakih idi.
Bir kış günü çamurlu ve dar bir yolda yürürken karşıdan gelmekte olan bir köpekle yolları kesişti.Kendisi yolun orta ve temiz yerinde, köpek ise biraz alçaktaydı.Bir müddet köpeğe baktıktan sonra yerinden ayrılarak , daha alçak ve çamurlu olan bir kenara çekildi.Bu olayı gören biri O'na sordu :
'Çok garip bir şey yaptın. Temiz yeri köpeğe bırakıp kendini niye çamura attın ? ' Dedi ki :
'Yolun ortasındayken bir an kendimi ondan üstün hissettim.Oysa vallahi o benden daha üstün ve ikrama daha layıktır.Benim çok günahım var köpeğin ise yok. Bu sebeple yolu ona bıraktım.Şimdi ise Allahın beni bağışlamamasından korkuyorum.Çünkü benden daha hayırlı olandan nefsimi büyük gördüm. ' "

İşte dostlar gerçek "insan hakları" ...

Gerçek hümanizm...

Gerçek mutluluk...

Gerçek özgürlük...

Hayal edilesi ütopya...!


Diğer kitap incelemesinde görüşmek üzere...