Baş Kitabımız

Baş Kitabımız

Dostlarımız

Dostlarımız

Kütüphanemiz

Kütüphanemiz

Kitaplarımız

Kitaplarımız

İki Dirhem Bir Çekirdek

Pazartesi, Temmuz 25, 2011

Esselamu aleykum..

Kitap 212 sayfalık bir deyim ansiklopedisi gibi duruyor. Üstad günümüzde de birçok yerde kullandığımız, ancak çoğunun anlamından ve nasıl dilimize yerleştiğinden haberdar olmadığımız deyimleri ayrıntılı olarak araştırmış ve bizlere sunmuş. Şahsen deyimler hakkında çok fikir sahibi olan biri değilim, bu yüzden büyük keyif aldım ve faydalandım, ancak deyimler hakkında fikir sahibi olanlar belki sıkılabilir. 
 Ayrıca çoğu da kullanıldığının tam aksi anlamlara geliyor, hemde çok uzun olmadığından vakit kaybı olmaz diye düşünüyorum. Okunmasını öneririm. Geliş nedenini sevdiğim bir deyimi sizlere de aktarayım:

*Eli Kulağında
 Gerçekleşmesi pek yakın olan işler hakkında "(Henüz olmadı ama) eli kulağında!" deriz. Bu deyimin kaynağı Asr-ı Saadet'e, Bilal-i Habeşî'ye kadar uzanır. İslâmiyet yayılmaya başlayıp da Müslümanların sayısı artınca, namaz için onları bir araya toplamak üzere ezan okunmasını kararlaştırılmış ve sesi güzel olduğu için de Habeşistanlı eski köle Hz. Bilâl, bu vazifeye seçilmişti. Ne var ki Medine'deki müşrikler ve diğer dinlere mensup olanlardan bazı tahammülsüz insanlar, ezan okunurken sesi duyulmasın diye gürültü yapmaya, çocukları toplayıp Bilâl-i Habeşî ile alay ettirmeye başlamışlardı. Bunun üzerine Hz. Bilâl, ellerini kulaklarına tıkayarak ezan okumaya başladı. Bilâhare müezzinler, ellerini kulaklarına  tıkamayı bir tür Bilâl-i Habeşî sünneti gibi gördüler ve ezanı öyle okudular.
Eskiden birisi yanındakine,
-Ezan okundu mu, dediğinde, eğer vakit çok yakın ise,
-Okunmadı ama (müezzinin) eli kulağında; dermiş.

Peygamberimiz(s.a.v)'in Hayatı-1(Mekke Devri)

Cuma, Temmuz 22, 2011

Esselamu aleykum..  

Salih Suruç'un
Siyer ödülü dünya birincisi okan kitabı: Peygamberimiz(s.a.v)'in Hayatı. Kitabı patronumun elinde gördüm, sonrasında da bana önerdi ve okudum, şuan 2. cildi olan Medine Devri'ni arıyoruz, o da başkasına vermiş, nasipse okuyacağız inşâAllah.. Yazar, Efendimiz(s.a.v)'in hayatını anlatmaya çok öncesinden başlıyor, büyük büyük dedelerinin devrinden. Birçok bilmediğimiz ayrıntı üzerinde önemle durmuş, hepsi de çok önemli aslında... Kitapta Mekke devri ve Medine'ye hicretin başı işleniyor ve bitiyor, kalan kısım 2. ciltte.  Mutlaka okunması ve kütüphanelerimizde yer etmesi gereken eserlerden diye düşünüyorum. Kur'an-ı Kerim'in indirilişini, ayet ayet anlatıyor, hangi hadiseden sonra hangi ayet inmiş, içinize işleyecek ve onlarla yaşayacaksınız o atmosferi... Çok feyizli ve faydalı oldu benim için, tüm okuyanların anlamasını, uygulamasını ve başkalarına da aktarmasını dilerim.. Çok bahsi geçmeyen birkaç alıntıya yer vermek istiyorum.

*Cahiliye devrinde Arabistan Ahlaki durum;
-Üvey anne, babanın terekesi arasında ev eşyasıymış gibi oğula miras olarak intikal ediyordu.
-Bâzan da anneler, doğum yaklaşınca çukur kazdırırlardı, dünya'ya gözlerini açan yavru kız ise, hemen çukura atılır, üzeri toprakla örtülürdü.

* Mesele sadece "İman ettim" demekle bitmiyordu; imandaki sadâkat, samimiyet ve sabrının da ölçülmesi gerekiyordu!

*"Hiçbir şey  hakkında 'İnşallah...' demeden 'Ben bunu herhâlde yarın yaparım.' deme! Unuttuğun zaman Rabbini an, 'İnşallah...' de, 'Umulur ki Rabbim, beni daha yakın bir hayra ve muvaffakiyete erdirir.' de!" *

*Acaba , buna karşılık, kendilerine "insan" adını veren bir kısım kimseler, o Resul-i Zîşan'ı tanımazsa, ona iman etmezse, kuru ağaçtan daha edna, odun parçasından daha ehemmiyetsiz ve kıymetsiz olarak Cehennem'in ateşine lâyık olmazlar mı?

*"İnsanlardan, Allah'ın rızasını kazanmak için canını seve seve feda edenler var! Allah ise, kullarına karşı çok şefkatlidir."**

*Hz. Resulullah(s.a.v)'ın hicretine kadar şehir Yesrib ismini taşıyordu. Bu adı, buraya ilk gelip yerleşen "Yesrib" isimli Amerikalıdan aldığı söylenir. Ancak, bu kelimede "fesad" mânâsı bulunduğundan, Peygamber Efendimiz(s.a.v), bu ismi beğenmedi ve onu "Medine" diye değiştirdi.

Okunup, hayırla istifade edile inşâAllah...

*Kehf/23-24
**Bakara/207

Puslu Kıtalar Atlası

Perşembe, Temmuz 14, 2011

İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası adlı kitabını okudum. Yazarın üslubunu çok sevdim, o karmakarışık karakterler bana Elif Şafak'ı anımsattı, bir daha sevdim. :) Kitap buram buram tarih kokuyor ve o güzel mekanlara farkında olmadan dalıyorsunuz.. İhsan Oktay Anar, tarihi, kurguyla harmanlamış. Özellikle osmanlı dönemi yaşantısına dair merakınız varsa mutlaka okuyun derim. Farklı, yani bizim duymaya alışkın olmadığımız terimler var kitapta, ben araştırıp öğrendim, iyi oldu :) Yazarın okumadığım diğer kitapları da mutlaka kütüphanemde en yakın zamanda yerlerini alacaklar ;) Ve sizler için sevdiğim birkaç alıntıyı aktarmadan geçmeyeceğim elbette;

* "Şehrin uykuda olduğu o anda bile, düşlerin görülüp kâbusların gerçekleştiği, şehzadelerin boğdurulup rüşvetlerin hesaplandığı, gizli ittifakların imzalanıp şerbetlere binbir çeşit zehirin katıldığı o anda bile, sarayda kutsal emanetlerin bulunduğu o odada yanık sesli bir hafız, kendisinden öncekilerin yüz altmış yıldır aralıksız kıraat ettiği Kuran'ı, vecd içinde gözlerini kapayarak kimbilir kaçıncı defa okuyordu..."


* "Macera ise büyük bir ibadettir; çünkü O'nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim..."

* "Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı..." 

* -"Çünkü bilgi tehlike ile ölçülür." -"Ne demek bu?" -"Bilgi doğru olmak zorundadır ve bilgin, hata yapmaktan ölümden korkar gibi korkar. Sizin bilginleriniz hata yapmaktan korkarlar mı?" -"Doğrusu bundan pek emin değilim. Ama önce ne demek istediğini iyice anlat bana." -"Şunu kastediyorum: Müneccimleriniz ya da medrese hocalarınız bir hata yaptıklarında sözgelimi cezaya çarptırılıyorlar mı? Hata yapmaktan korkmuyorlarsa belki de hatanın cezasından korkuyorlardır." -"Hayır onlara ceza çarptırılmaz. Çünkü onlara bilgin diye saygı duyarız." -"Öyleyse onların doğru düşünmeleri için yeterince şart yok demektir. Çünkü onlar doğru düşünseler de düşünmeseler de nasıl olsa saygı göreceklerini, tehlikeye düşmeyeceklerini bildiklerinden hatadan korkmazlar..." 

Koku

Salı, Temmuz 12, 2011


Şimdiden klasikler arasında yer alan bu kitap farklı konusuyla kendini gösterdiği aşikar.
Ancak yazdan mıdır, yoğunluktan mıdır, yoksa kitabın kendinden midir bilinmez bitirebilmem için yopun bir çaba sarfetmem gerekti. Sırada okumayı bekleyen kitaplarımı göz önünde tutarak azmettim, bitirecek gücü anca o şekilde kendimde buldum..

Uzun ve karışık cümleler zaten zor topladığım dikkatimin kaçıp gitmesine neden oldu. Bir sayfayı tekrar tekrar okuduğumu biliyorum.
Ancak kitabın çok seveni olduğunu, beğenmememin tamamen benimle alakası olabileceği bilgisini eklemekte yarar görüyorum.

Konusunu ise bahsetmekten özellikle kaçınıyorum. Varsa bir büyüsü bozulmasın diye.

Lanetli Talih - Rachel Gibson

Salı, Haziran 28, 2011

Kitabın adı bana son derece uygun.Çünkü ben de lanetliyim. En azından son zamanlarda öyle olduğumu düşünüyorum.

Kitap, tam bir romantik komedi. Adele ve Zach. Adele, güzel ve karakterli bir kız. Zach ise yıldız futbolcu, çok yakışıklı ve bütün kızlar ona hasta. E bu durumda romantizm ve komedi kaçınılmaz oluyor. Yalnız dikkat bazı paragraflar kırmızı noktalı :)

okuoku.com 'dan hediye gelmişti bu kitap ve aylardır bekliyordu. Bence tam zamanında okumaya başladım. Çok iyi geldi. Okurken kafam dağıldı ve beni sık sık gülümsetti.Sizin de halledilmesi gereken işleriniz biriktiyse ve birazcıkda olsa kafanızı dağıtmak istiyorsanız bu kitabı size tavsiye edebilirim.

Not: Kitapların fotoğraflarını çekemeyeceğim bir süre :(
Arka Kapak: 
Adele Harris erkek bulmakta zorlanmıyordu ama iyi bir adam bulmak imkânsızdı

Tüm tiplerle denemişti-inekler, süper zekiler, yalancılar, egoistler, seks düşkünleri ve deliler. Her şeyi denemiş ama başaramamıştı. Adele'nin aradığı, kalbini dolduracak bir erkekti. Zach gibi...

Evet, Zach'da mükemmel değildi fakat kader ağlarını örmeye başlamıştı bir kere. Adele Cedar Creek'e, ailesinin yanına dönmek zorunda kalmıştı. Kız kardeşinin evliliği bitmek üzereydi, fakat onu daha fazla ilgilendiren nokta, lise aşkının hala bu kasabada olması ve ilk gördüğü günkü kadar yakışıklı olmasıydı. Bu fırsat, şeytanın bacağını kırması için çok güzel bir fırsattı. Zach'ı affetmesi gerekiyordu, ona tekrar güvenecek ve kalbindeki her şeyi yeniden verecekti...

Adele her şeyin üstesinden gelebilecek bir kadındı kadın olmasına ama acaba başarısız bir ilişkiyi daha kaldırabilecek miydi?

"Ateşli bir hikâye, akıcı kurgu ve muhteşem karakterler."
-Barnes-

"Komedi, seks ve vahşi romantizm... İşte Rachel Gibson"
-New York Times-

"Ne erkekmiş ama"
-Jayne Ann Krentz-

"Gibson'ın yoğun romantizmi nefesimi kesmeye yetti."
-Lisa Kleypas-

"Sıcak, zekice kurgulanmış ve akıllıca yaratılmış karakterler."
-Julia Quinn-

Kekeme Çocuklar Korosu - Tarık Tufan

Perşembe, Haziran 23, 2011

kekeme çocuklar korosu ilginç bir kitap.. hikaye, ama öyle bildiğimiz hikayelerden değil.. bir hikayenin akışına bırakmıyorsunuz kendinizi, parçaları sizin birleştirmeniz gerekiyor.. bir radyocunun kendiyle konuşmaları ve bir radyo programında anlattıkları çoğunluğunu oluşturuyor ve bu konuşmalarda bol bol kafa karışıklığı ve hayata dair tahliller yer alıyor.. bazıları çok ama çok etkileyici, ama bazıları da yer yer soyut kalıyor.. dik başlı  ve edebi bir anlatım ve aşağıda görüldüğü gibi bol bol altı çizilecek cümle var.. Modern hayatı, kent hayatını çok yerinde tespit ve tahlillerle harikulade sorgulamış.. İslami kesime de içerden bir bakış sergilemiş ki, dediğim gibi harika tespitleri var. Olağanüstü bir kitap olduğunu düşünmemekle bereber kesinlikle okunmaya değer buluyorum.. kitap hakkında fikir edinmek için arka kapak yazısının çok faydalı olacağını düşündüğümden, ilk defa bir kitabın arka kapak yazısını da paylaşıyorum :)


"Modern yaşam ölümü unutturur" der Ahmet Hamdi Tanpınar. Bu söz herhalde en çok 1980 sonrası kuşak için geçerli. Sadece ölümü unuttursa iyi, tüm değerleri de yapboz haline getirdi.

Popüler kültürün hızlı yayılışı ve modern yaşam tasarımları birçok hayatı ve duyarlılığı kapitalizmin çöp kutularına yuvarladı. Artık neredeyse hemen her şeyin bir "bedeli" ya da "fiyatı" vardı. Bu hızlı yaşamda kendini içlerine hapsedenler İslamcı söylemin tarafında yer alanlardı.

Elinizdeki kitap 1990-2000 yılları arasında İslamcılık söyleminin bir tarafında yer tutmuş kuşağın içinde biriktirdiklerini "dikkafalı" bir söylemle dışavurumu; bu koronun çocuklarına ulaşabilmiş, kimi zaman bağıra çağıra, kimi zaman da dudak ucuyla söylediklerini anlayan kitlenin kitabıdır.

Kekeme Çocuklar Korosu içinde barındırdığı insanlar ve onların öyküleriyle kocaman bir duygu dünyasına karşılık geliyor.
'

ve son olarak bir kaç alıntı..

'Bazen her şeyi anlayabildiğimi sanıyorum. Her şey normal gelmeye başlıyor. Bu beni korkutuyor.'

'Zavallılar! Şimdi yerlerinizi değiştirin, yeni oyunlara hazırlanın. Geveze tanrılarınız yeni bir perde istiyor.'

'Hadım edilmiş kelimelerden evlatlar umuyorsunuz.'

' 'Ellerinizi dikkat edin makineye kaptırmayın' diyordu ustalar.
Ellerinizi makinaya kaptırmayın.
Ruhunuzu da makineye kaptırmayın.'

'Hayatı bir kitap okur gibi geriye yaslanıp okuyamazsın. Direniş ayakta beslenir, yürüyüştür ayakta kalmanın besini.'

'En son hangi acı seni uykusuz bıraktı, en son hangi coğrafyaya gözyaşı döktün, en son hangi cümle beynini darmadağın edercesine odanın duvarlarında yankılandı, söylesene?'

'Sihirli bir lamba gibi önümüze alıp yarını, dilemeye başlıyoruz aklımıza geleni.'

'Tanrı'yı oynamak!
Ellerine geçirdikleri her imkanı, her mülkiyeti sahiplenme duygusuyla otorite aracı olarak kullanma duygusu bu.
Hükmetmek, karar vermek, geleceği belirleme gücünü elinde tutmak. İnsanlara ış ve rızk verdiğine inanmak, insanları sınıflamak sonra. Cenneti ve cehennemi pay etmek.
Bütün bunlar düpedüz Tanrı'yı oynamak değil de nedir?
Zavallı insan bu kez zor bir oyun seçti ve acı duyacak...'

'Kente sahip olduğun her şeyini kat, bedenini, yüreğini, yaşantını, kalbini benim diyebileceğin ne varsa kente kat. Kent seninle beslenecek. Senden eksildikçe kent fazlalaşacak. Üst üste yaşamlar, üst üste gelecek tahayyülleri besleyecek kenti. Kentin varlığı başkalarının yokluğuyla büyüyecek. Tek tek bütün ruhlar, büyük bir ruhun boyunduruğuna girecek.'

'Ruhunu ışıklarla sar ve kentin tanrılarına kutsal bir adayışla sun.'

'Kutsalını yitirimiş bir kentin bu kadar sahte kutsalı barındırması da bir zorunluluk galiba.'

'Tanrı gibi konuşanların sesi her zaman daha yüksek çıkıyordu.'

muhabbet ile..

Miral - Rula Jebreal


Bir kez daha bir kitap sayesinde savaşın soğuk yüzünü hissettim. Daha önce Uçurtma Avcısı ve Bin Muhteşem Güneş'le hissettiğim bu iğrenç yüzü Miral'le başka bir açıdan gördüm.

Hind: Hind, kendini ülkesinin çaresiz çocuklarına, özellikle kız çocuklarına adamış, ülkesi için güzel adımlar atmak isteyen, bu uğurda  evlenmemeyi tercih eden cesur bir kadın. Okurken zaman zaman aklıma Türkan Saylan geldi. Tabii şartları bambaşka fakat ikisi de kızların okuması için ellerinden geleni yaptılar. 

Nadya: Daha genç kız bile olamamışken yaşamaya mecbur bırakıldığı hayattan kurtulup, ruhunda açılan yaralardan nereye kaçarsa kaçsın kurtulamayan bir kadın.


Miral: İşte Miral! Hind'in kızlarından.Onun için fazla cümle kurmaya gerek yok. Çok, çok güçlü bir kız.Okuyun derim.

Tabii gerrçek olaylara dayandığı için insanların bu tür iğrenç durumlara katlanmış olduklarını bilmek beni yine fazlasıyla etkiledi. 

Bu kitap alınacaklar listemdeydi. Fakat biliyorsunuz uzun zamandır kitap almıyorum. Okunacaklar dağları aştığından beri :) Resif Kitap 'a teşekkür ediyorum kitap almadığım bu dönemde ''yeni kitap'' keyfini bana yaşattıkları için :)

Altını çizdiğim birkaç satır;


Özgürlük, kaybedene kadar fark edilmeyen şeylerden biridir. 

''Sigarayı bırakacağına söz verir misin?''
''Sigara burada büyümek kadar kötü değil''


Arka Kapak:
Julian Schnabel'in (Kelebek ve Dalgıç / The Diving Bell and The Butterfly) yönettiği ve Freida Pinto'nun (Milyoner / Slumdog Millionaire) başrolünde olduğu UNICEF Ödüllü sinema uyarlaması yakında beyaz perdede!

Kudüs, 1948. İdealist bir Filistin kadını olan Hind Hüseyni sokaklarda terk edilmiş 55 küçük çocukla karşılaşır. Ebeveynleri Deir Yasin'de katledilmiş olan çocukları yanına alarak bakımlarını üstlenen Hind böylece efsanevi Dar El-Tifel yetimhanesinin temellerini atar.
Zaman geçer ve İsrail devletinin kurulması ile birlikte tüm tarafların tarifsiz acılar çektiği savaş tırmanırken, yetimhanedeki çocukların sayısı 2.000'i bulur. Hind 1994 yılında vefat ettiğinde arkasında gözü yaşlı bir ulus bırakacaktır.

Annesinin hazin ölümünün ardından babası tarafından kız kardeşiyle birlikte yetimhaneye bırakılan Miral, burada on iki yıl boyunca yüksek duvarların ardında, dünyadan izole bir halde Hind'in sıkı disiplini ve şefkati ile büyüyecektir. On yedi yaşına geldiğinde ise ilk kez mülteci kamplarındaki hayat, direniş ve aşk ile tanışır. Artık Miral'ın önünde sadece iki seçenek vardır: Ya Hind Ana'nın görüşleri doğrultusunda eğitimine devam edip barışçı bir yol seçecek ya da sevdiği erkeğin yanında halkı için savaşacaktır…


"İçsel bir çatışmayı bu kadar derinlemesine ve detaylı verebilen çok az roman vardır." Hazel Rochman



Danko'nun Yüreği - Maksim Gorki

Cuma, Haziran 17, 2011

Gorki'yi lise sondayken Dünya klasiklerini okurken keşfetmiştim. Daha sonra ''en sevdiğin yazar?'' diye sorduklarında cevabım Gorki olacaktı. Belki o dönemde değilde başka bir zaman okusaydım bu kadar sevmeyebilir, hatta hiç sevmeyebilirdim bilemiyorum.

Danko'nun Yüreği'ne Can Çocuk'un web sayfasında gezinirken rastlamıştım. ''Aman Tanrım Gorki'nin okumadığım bir bu kitabı kaldı herhalde'' deyip hemmen listeme eklemiştim. Ve arkadaşım Seda doğumgünümde hediye etti bu kitabı :)

Tabii çocuk kitabı olduğundan hemen okuyuverdim. Bu kadar koşturmacanın arasında ilaç gibi geldi doğrusu. Kendimi hafiflemiş hissettim. Kitap, üç hikayeden oluşuyor. Hepsinde de bir mesaj var.Kitabın sonuna geldiğimde Can Çocuk'un küçük okurları için bir dilekte bulunduğunu gördüm.
İşte ;


Nasıl? Çok güzel değil mi?


Arka Kapak:
Maksim Gorki , dünyanın gelmiş geçmiş en büyük yazalarından biri. Yazdığı kitaplar dünyanın bütn dillerine çevrilip yayınlanmış. Danko'nun Yüreği adlı bu kitaptaki üç öyküyü değerli yazarımız Vartan İhmalyan sizler için seçti, Rusça asıllarından Türkçeye sizler için çevirdi; usta çizerimiz Ateş Aydemir de yaptığı birbirinden güzel resimlerle bu kitabı sizler için süsledi. Maksim Gorki, Büyük Rus Devrimi'nden sonra 'Devlet Çocuk Kitapları Yayınevi'nin de ilk yöneticisi olmuştu. Bakın, bu büyük usta, çocuk kitapları konusunda neler söylüyor: 'Çocuklar için yazarken, konuları ayırmak, seçmek gereksiz. Çocuklara yaşamı anlatmalıyız. Çocuklara, yaşamın güçlüğünü, karmaşıklığını, geleceğini yazmalıyız. Çocuklar için yazacaklarımız ilginç olmak zorundadır, yalın olmak zorundadır. Yalın olmayan, ilginç olmayan kitapları çocuklara okutmazsınız; okumazlar. 'Severek okuyacağınız, yalın bir anlatımla yazılmış, ilginç öyküler var Danko'nun Yüreği'nde.