Baş Kitabımız

Baş Kitabımız

Dostlarımız

Dostlarımız

Kütüphanemiz

Kütüphanemiz

Kitaplarımız

Kitaplarımız

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı

Cumartesi, Ekim 22, 2011

Adı bile insanın içini sıcacık yapan bu kitap karşınıza oturuyor ve okuduğunuz sürece sizinle konuşuyor, şakalaşıyor, güldürüyor , duygulandırıyor. Bazen kendinizi kitap okurken sesli bir şekilde tepki verirken ve gülerken yakalayınca bir de bu halinize gülüyorsunuz.
Kitabın yazarı; Ahmet Şerif İzgören. Karşılık beklemeden seminerler veren insanların oluşturduğu Uğur Böcekleri Projesi'nin ana parçalarından biri olduğunu da kitapla beraber öğrenmiş olduk, diğer kitaplarında da yer alıyor bu projenin tanıtımı.
Yazar, kitapla ilgili arka kapakta da yer alan bir sözünde 'Bu kitabı kişisel gelişmeyin diye yazdım. Toplumsal gelişin. Etrafa da gram katkınız olsun' diyor ve biraz şaşkınlıkla biraz da gülümseterek, kendine hak verdirtiyor.

OKU AMA NEYİ

Cuma, Ekim 14, 2011

Bir iki hafta önce sanırım başlamıştım bu kitabı okumaya, görüldüğü gibi sürükleyici olmadığı için elimde biraz süründü kitap. büyük umutlarla başlamıştım okumaya, ama içindekiler bildiğim bilgileri tekrarlamaya yetti, yeni bilgiler öğrendiğimde oldu tabi onlarıda yabana atmamak lazım ama genel itibariyle benim için okumasamda birşey kaybetmeyeceğim bir kitapmış. Kitabı yazar zaten bölümlerine ayırmış  ilk bölümde hayatın bir anlamı olmalı diyerek yola çıkıp, oku ama neyi sorusuna cevap arıyor, bu sorunun cevabını tanıştığı ilim ehli bir insanla hoş sohbetler yaparak öğreniyor, 2, bölüm'de kitap başka bir yere gidiyor yazar dedesiyle ve büyükannesi ile olan ilişkisini,eşiyle tanışmasını vs konuları anlatıyor. 3, bölümde yazar arkadaş toplantısında bulunan ve  inanmayan bir profesör ve eşinin inanmamak için sordukları sorulara islam ve tasavvuf üzerinden cevaplar veriyor. 4, bölümde yüksek mevkide ( banka müdürü, fizik profesörü, doçent üni.öğretim üyesi, holding genel koordi.doktor ana bilim dalı prof.)bulunan arkadaşları ile toplanıp big bang konusunu işliyorlar. Big Bang olayını birçoğumuz biliyoruz ama benim için eksik bilgilerimi gidermek açısından iyi oldu 5. bölümde yine ilim ehli hocası ile yaptığı sohbetleri anlatıyor.   
6, bölümde yine yüksek mevkideki arkadaşlarına tasavvuf ve islamı anlatıyor.  
kitabın en çok sevdiğim bölümü ilim ehli hocası ile yaptığı sohbetler, daha doğrusu o kişinin yazara anlattıkları. Ve birde bu sohbetler sırasında geçen bir şiir varki, ahmet hamdi tanpınarın bu şiiri kırk yıl okusam bu şekilde yorumlanacağı aklıma gelmezdi diyecek insanlar arasındayım. ağzım bir karış açık şekilde okudum yorumunu.
birçok bilgiyi bir arada bulabileceğiniz bir kitap tasavvuf ve fiziğe merakı olanlar sağda solda gezinmeden alsın bu kitabı okusun ikisi bir arada var.

Şiirin ilk dörtlüğünü yazmadan edemeyeceğim ; 

"Ne içindeyim zamanın
ne de büsbütün dışında
yekpare geniş bir anın
parçalanmaz akışında"

Ahmet Hamdi Tanpınar

Halil Cibran/Ermiş

Perşembe, Ekim 06, 2011

Esselamu aleykum,

Sevgili Halil Cibran ve Ermiş...
Halil Cibran'dan uzun uzun bahsetmek istiyorum aslında, kitabını okumasanız da birçok sosyal paylaşım sitesinde şiirlerinden alıntılar okumuşsunuzdur, çok derin bir yazar, şair, filozof ve ressam kendisi. Yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadıysanız Ermiş sizin için çok iyi bir başlangıç olacaktır. Yazar da Ermiş'e büyük emek verdiğini, yayıncısına teslim etmeden önce uzun yıllar elinde tutup en doğru kelimeleri yazdığından emin oluncaya kadar yayımlamadığını belirtmiştir.
Halil Cibran'ın en ünlü eserlerinden biri olan ve ilk kez 1923 yılında basılan "The Prophet" (Nebi) adlı eseri karma şiir denemelerinden ve birkaç resim örneğinden oluşuyor. Mustafa adındaki kahramanın 12 sene kaldığı Orphalese şehrinden ayrılıp evine gitmek üzereyken bir grup tarafından durdurulması ve halkın insanlık ve hayatın genel durumu hakkında sorular sormaları ve bu sorulara verilen bilgece cevaplar kitabın içeriğini oluşturuyor. Ermiş, insan hayatına dair önemli konulara aydınlatıcı şekilde değiniyor: aşk, evlilik, çocuklar, vermek, yemek ve içmek, sevinç ve üzüntü, ev ve evin önemi, giyecekler, alım ve satım, suç ve ceza, yasalar, özgürlük, sebepler ve arzular, acı, bilgelik, öğretme, arkadaşlık, konuşma, zaman, iyi ve kötü, dua, zevk, güzellik, din ve son olarak da ölüm.
Hristiyan olan bir adamın bu kadar güzel bir şekilde islami yaşama ve düşünce tarzına sahip olması etkileyici.. Kitabı okuduktan sonra beni daha iyi anlayacağınızı sanıyorum. Yazarın kitapları 20'den fazla dile çevrilmiş ve Türkçe'ye Cibran'ı en titiz ve özüne bağlı kalarak kazandıran yayınevi de kaknüs yayınevi sanırım. Bu yayını öneririm.
Kitap benim başucu kitabım oldu diyebilirim, çizmediğim satır sayısı az ve kitabın tamamını ezberleyip hayatıma uydurursam mutlu ve iyi bir insan olacağıma inanıyorum :) Halil Cibran okunması gereken usta bir yazar!

Sizler için birkaç alıntı;


*Zira aşk, nasıl sizi taçlandırırsa öyle de sizi çarmıha gerecektir. Nasıl serpilmeniz içinse öyle de budanmanız içindir.

*Aşk hiçbir şey vermez, kendinden gayrı ve hiçbir şey almaz, kendinden gayrı.

*Ve birlikte ayakta durun. Ama birbirinize çok yakın değil:
Zira mabedin sütunları ayrı durur.
Ve meşe ağacı ile selvi birbirinin gölgesinde serpilmez.

*Ve alıkoyabileceğiniz herhangi bir şey var mı? 
Sahip olduğunuz her şey günün birinde verilmiş olacak.
Öyleyse şimdi verin, verme mevsimi sizin olabilsin diye ve varislerinizin değil.
Çoğu kez 'Vereceğim, fakat yalnızca layık olana.' dersiniz.
Bağınızdaki ağaçlar böyle demez, ne de meranızdaki sürüler.
Yaşayabilmek için verir onlar, zira esirgemek helak olmaktır.

*Ve kalbinizin mevsimlerini kabul ederdiniz, tıpkı tarlaların üzerinden geçen mevsimleri her daim kabul ettiğiniz gibi.

*Siz sıkıntınız ve ihtiyacınız hâlinde ibadet edersiniz; keşke pür neşe olduğunuzda ve bereket günlerinizde de ibadet edebilseniz.

Saklı Ülke - Maud Mangold

Cuma, Eylül 30, 2011

Ben bu kitabı n'aparım biliyor musunuz? Yerim. Kitabın ismi bile yemelik değil mi baksanıza? Ve ben tam 6 sene kitaplığımda kimsesizliğe, yalnızlığa terk etmiştim bu masalsı kitabı. Ama şimdi okunan diğer arkadaşlarının yanında mutlu ve pek bir yakıştı oraya. :)

2005 yılında Tüyap Kitap Fuarı'ndan almıştım. O gün kardeşimle  babamı resmen sömürmüştük. Ne güzel bir gündü. Bu arada fuara da az kaldı millet. Ne kadar uzaklığından, kalabalığından şikayet etsek de bir yanımız oraya gitmeyi hep istiyor değil mi? O gün aldığım bir diğer kitaba da bugün başladım. Yan tarafta fotoğrafını gördüğünüz korkunç isimli kitap.

Saklı Ülke, adı üstünde saklı bir ülke. Orman cinlerinin, dans edip ışık saçan perilerin ve Dünya'nın koşturmacasından usanıp oraya taşınan normal insanların ülkesi. Oliver ve Terry tesadüf eseri Saklı Ülke'ye giriyorlar ve macera başlıyor. Onlara ülkede yaşayan sarı saçlı tatlı bir kız, Sabrina eşlik ediyor.

Anladığınız üzere bu bir çocuk kitabı. Sürü'den sonra o kadar iyi geldi ki anlatamam. İki dakikada 5-6 sayfa okuyabildiğim için çok mutlu oldum :) Aslında 1-2 günde bitirebilirdim ama ben bu çocukları çok sevdim ve onlardan ayrılmak istemedim.O yüzden yavaş yavaş okudum. Ama maalesef her kitabın olduğu gibi Saklı Ülke'nin de bir sonu vardı ve bitti :( Sinemaya uyarlanmış ama rastlayamadım. İzlemeyi çok isterdim halbuki.

Benim aklım Saklı Ülke'de kaldı. Hadi görüşürüz.

Arka Kapak:
"Önce bir sis gördüler. Çayırın üzerinde dolaşan hafif bir sis çemberi. Bu sis çemberi yavaş yavaş açılarak, yaşlı diş budak ağacının etrafında dönmeye başladı. Ses iyice artmıştı. Belirli bir melodi değildi bu, bir mırıltı gibi ve dalga dalga yükselen bir şey.Sonunda sesler kulakları sağır edecek yüksekliğe ulaştı. Çocuklar ellerini kulaklarına bastırarak, büyülenmiş gibi seyretmeye başladılar.Sislerin içinde yüzlerce, hatta belki de binlerce küçük siluet belirmişti. Hafif ve şeffaftılar. Hepsi de tıpatıp birbirlerine benziyorlardı. Örümcek ağı gibi ince kıyafetleri vardı. Minik ayaklarıyla ağacın etrafında dönerek dans ediyorlardı. İnanılmaz güzeldiler. Çocuklar bütün önlemlerine rağmen kulaklarına sızan o tek düze müziğin etkisiyle büyülenmiş gibiydiler. Sislerin arasından durmadan yeni su perileri çıkıyordu.Birkaç su perisi çocukların saklandıkları yere oldukça yaklaşmış, kocaman parlak gözlerini onlara doğru çevirmişti, sanki çalılıkların içini görebiliyor gibiydiler. Yakından bakıldığında yüzlerinin birbirinden farklı olduğu ayırt edilebiliyordu. Ama hepsinin yüzünde aynı uzaklık ve oyuncak bebeklerde görülen o donuk ifade vardı. Yüzlerinde, o tek düze melodiyi çıkaran ağızlarının dışında hiçbir şey hareket etmiyordu. Çocukların olduğu çalılığa yaklaşan su perileri tekrar ağacın etrafında dönen gruba katıldılar.Gittikçe daha hızlı dönüyorlardı ve sonunda, tek tek ayırt edilmelerinin imkânsız olduğu bir hıza ulaştılar. Artık ağacın etrafında dalgalanan bir tül gibiydiler. O tül, yavaş yavaş mavi bir renk aldı, sonra her bir çevrimde rengi açılarak beyazladı ve en sonunda öylesine parladı ki, çocuklar gözlerini kapatmak zorunda kaldı..."

Sürü - Frank Schatzing

Bittiğine inanamıyorum. Ne zamandır bir kitabı bu kadar uzun sürede bitirmemiştim. Tam 20 gün. :)

Kitabın kapağında The Times'in yorumu var ; ''Yeri göğü inleten dev bütçeli bir film gibi..'' diyor. Kesinlikle öyle.Okurken gözünüzün önünde sahneler birebir canlanıyor. Öyle ki çok heyecanlı bölümlerde kalkıp ayakta okumaya başladım.Heyecandan oturamıyordum çünkü :) Bu yazdıklarıma aldanıp kitabın baştan sona böyle heyecanlı gittiği sanmayın. Fenalıklar geçirdiğim de oldu.Kendimi kitap bittikten sonra ''okunacaklar kulesinin'' önünde hayal ettim de o sayfaları çabucak okuyabildim.

İsimleri ve yerleri çok fazla karıştırdım. Kim kimdi? Kadın mıydı, erkek miydi? Bir karakterden bazen ismiyle bazen de soyadıyla bahsediliyordu. Kitabın sonlarına doğru anca oturtmuştum düşünün artık. Bir de yabancı kelimelerin açıklamaları kitabın en arka sayfasında ki ''sözlük''te idi. Ve çok fazla yabancı kelime vardı. Sürekli arkaya bak arkaya bak aaaaa sinir oldum. En sonunda kelimelerin açıklamalarına bakmaktan vazgeçip, mantık yürütmeye çalıştım. :)

Bu kadar olumsuz konuştum ama kitabın muhteşem bir konusu var.Bazı gerçekleri tokat gibi yüzümüze, kafamıza vuruyor.

Bir kaç alıntı paylaşayım sizlerle. Bu alıntılar kitabın konusu hakkında daha iyi bilgi verir sizlere.Çok uzun süredir okuduğumdan ne yazacağımı bilemiyorum da affedin beni :)



''İnsanlar bana ne iş yaptığımı sorduklarında çığlıklar atarak kaçmak isterim.Kendimi açıklamak zorunda olmaya dayanamıyorum.'' syf/40


''... tüm çöpümüzü sonra nasıl temizleyeceğimizi bilmeden denize boşalttık. Atık suları ve kimyasalları sanki kendiliğinden yok olacakmış gibi denizlere ve ırmaklara akıttık.Radyoaktif maddeleri okyanuslara attık.Doğal kaynaklar ve canlı türleri kirlendi ve yok oldu.Hiç kimse durup da aradaki bağlantıların ne denli karmaşık olabileceğini düşünmedi.'' syf/112


''Eğer Doğa'yla uyum içinde yaşarsan, seni iyileştirir; onunla mücadele edersen, seni yok eder.Ama esas önemli nokta şu: Doğa'yı kontrol edemezsin o seni kontrol eder.'' syf/526


''Belki de eninde sonunda petri kabındaki bir deneyden ibaretiz..'  syf/707



Arka Kapak:
TOPLAM 21 DİLDE YAYIMLANAN VE TÜM DÜNYA'DA

3 MİLYONDAN FAZLA SATAN FENOMEN!

Peru sahilinde bir balıkçı kaybolur. Norveçli petrol arama uzmanları deniz tabanında yüzlerce kilometrekarelik alanın garip organizmalar tarafından işgal edildiğini keşfeder. Bu sırada İngiliz Kolombiyası sahili boyunca balinalar korkutucu bir değişim geçirir. Olayların birbirleriyle hiçbir alakası yok gibi görünmektedir. Ama tesadüflere inanmayan iki bilim adamı, bu durumun kaynağını araştırırken en korkunç kâbuslarıyla yüz yüze gelecektir.

"Sürü'yü okurken dünya yıkılsa fark etmeyeceksiniz." D/e Welt

"Satış rekorları kıran bir kitap... Tatil güneşi ne kadar sıcak olursa olsun tüyleriniz ürperecek... İyi eğlenceler. " Evening Standard

"Bu 800 nefes kesici sayfadan sonra denizlere çok farklı bir gözle bakacaksınız


Şah ve Sultan

Salı, Eylül 27, 2011

Esselamu aleykum,

Sevgili İskender Pala'nın Şah ve Sultan adlı eserini yıllık iznimde okumuştum, şuan elimde olan kitap sarkınca bunu bari yayınlayayım dedim, çok sıkıldım galiba yarım bırakıcam :r

Neyse kitaba dönelim. :) İskender Pala severlerin yine keyif alarak okuyacağı bir eser. Mezhepler arası farklılığı ve aşkı konu ediniyor. Anlatım şekli sürükleyici ve etkileyici bir kitap. Kardeş kavgasını, Anadolu'da bir dönem yaşananları aşk penceresinden olabildiğince anlatmaya çalışmış sevgili İskender Pala. Objektiflik konusunda da başarılı, özellikle kitabın sonlarında her iki kahramanın Türk kanı dökmek ve hristiyanlarla hiç savaşmamak gibi ortak özelliklerinin sıralandığı bölüm çok objektifti...
İki müslüman Türk ordusunda yer alan yabancıların, Türk kanı dökmesine isyan edilmesi de bu anlamda etkileyici. 
Aslında tarih romanlarını çok sevdiğim halde, bu kitapta tarih adına beklediğim tadı alamadığımı söyleyebilirim, konu daha çok aşk yönüyle ele alınmış ve benim beklentim bu yönde değildi. :) Ama bir İskender Pala sever olarak keyifle okudum ve elbette öneririm.

Altını çizdiklerimden birkaçı;

*Sevgi hissedilen bir şeydi, bunu biliyordum; ama bir heyecanın da adı olabilir miydi? Bir kişinin adını duyunca hissedilen bir heyecanın adı?!...

*Sevginin bitebilen bir şey olduğunu yahut gittikçe kuvvet ve güç kazanabildiği gibi zamanla zayıflayıp etkisizleştiğini o vakit kabul ettim. Sonra da yanılıyor muyum diye kendime sorup durdum. Belki de aşırı sevgi kıskançlığı, kıskançlık uzaklaştırmayı, uzaklaşma da azalmayı tetikliyordu. Doğan her şey gibi sevgi de belli bir ömrü yaşayıp tamamlıyor ve sonunda yok oluyordu.

*İnsan olmanın ayırt edici olan özelliği Allah'ı seven olmaktan çok Allah'ın sevdiği olmaktır.

*İnsanın zihnine takılan öfke gönüldeki sevgiyi örtüyor ve göstermez oluyordu.

*"Hamiş: Mektubunla birlikte bize bir tas içinde at pisliği göndermişsin. Buna karşılık sana bir kavanoz bal gönderdim. Ne de olsa herkes karşısındakine kendi yediğinden ikram eder!" :)

*Gururun sevgiyi öldürdüğünü söyleyenler haklı olabilirler miydi?

Ve bir başka arkadaşımın yorumu da burada.

Japon Ne Yapmış

Perşembe, Eylül 22, 2011

Merhabalar,

Japon Ne Yapmış Sevgili Onur Ataoğlu'nun ilk kitabı olan Japon Yapmış'ın devamı diyebiliriz. Yazarımız iş için gittiği Japonya'da 3 yıl içinde yaşadığı deneyimlerini kitaba aktarmış. Kitapta Japon'ların yeme-içmelerinden, ibadet anlayışlarına, iş yaşamındaki dürüstlüklerinden eğlence anlayışlarına, yabancılara karşı olan mesafeli ama samimi davranışlarına birçok konu hakkında fikir sahibi olabileceğiniz gibi, çok yerde de kahkaha atmaktan kendinizi alamayacaksınız. Kitap bence anti-depresan niyetine okunabilir, kitabı okurken ruh halinizin veya bulunduğunuz yerin tamamen dışına çıkıyorsunuz ve gözlerinizden yaş gelecek kadar gülmekten kendinizi alamıyorsunuz çoğu yerde. Her gün azar azar okunmalı ;)

Birçok kitap okudum şehirler-ülkeler hakkında bilgi içeren ama hiçbiri bu kitapta aldığım tadı vermiyordu, sıkılıyor ve muhakkak sonunu getiremiyordum. Ancak Onur Ataoğlu teorik bilgileri aktarırken bile mizahi yeteneğini öylesine güzel kullanmış ki hiç sıkılmadan bitiriyorsunuz kitabı, yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle. Bu kitap eğer Japonları ve Japonya'yı merak ediyorsanız merakınızı giderecek ve o çekik gözlü insanlara olan ön yargılarınız varsa da büyük ölçüde kırılmalara neden olacaktır. Diyorsanız ki "yok arkadaş benim Japonya'yla falan işim olmaz", sadece gülmek için bile bu kitap okunmaya değer. Ben istedim ki Onur Ataoğlu dünyayı dolaşsın, edindiği bilgileri de kitaplaştırarak bizim bilgi dağarcığımıza keyifle katkıda bulunsun.

Ve şimdi altını çizdiklerimden birkaçı;

*Yürüyüş ve doğa sporları için Tokyo dışına çıktığımda, karikatürlerdeki gibi UFO'sundan inmiş patlak gözlü yeşil uzaylı muamelesi görmeye devam ediyordum.

*Tam tarifini bilmesem de, muhtemelen çekirgeyi tatlı, kahverengi, yapışkan bir şerbete bulayıp kızartıyorlar. Siz bunu, büyük ihtimalle, çekirge şeklinde yapılmış bir şekerleme zannedip yiyorsunuz, ama gerçekte çekirgeyi mideye indiriyorsunuz.

*...1923 depreminden sonra Tokyo'daki Kosuga Hapishanesinde yaşanmış. Depremde birçok bina yıkılınca, hapishanede yatan 1000 civarında tutukluya, binanın güvenliğinden emin olununcaya kadar, geri dönmek kaydıyla dışarı çıkma izni verilmiş. süre dolduğunda mahkûmların kaçı hapishaneye tıpış tıpış dönmüş dersiniz? Hepsi!

Onur Ataoğlu'nun ilk kitabı Japon Yapmış'ın yorumu için buraya , blogu için buraya  ve twitter hesabı için buraya tıklayın.

Kitabı bana ulaştıran Çınar Yayıncılık'a ve Kadir bey'e teşekkürler...

Lâl

Salı, Eylül 20, 2011

Esselamu aleykum,

Ayşe Kara, daha önce okumadığım bir kalem olduğundan, üslubuna alışmam biraz zaman aldı. Olaylar çok akıcı ve ilgi çekici, fakat o kadar karmaşık hikayeler var ki, bu kimdi, nereden gelmişti, gibi sorular sürekli beyninizde dolaşıyor. Geniş bir ailenin her bir ferdinin ayrı ayrı hikayelerini okuyacaksınız, yazar da bu karmaşayı çözmenize yardımcı olmak için kitabın sonuna ailenin bir soy ağacını iliştirmeyi gerekli görmüş, ben bu ayrıntıyı kitabın sonunda fark ettim tabi :) ama sizler zorlandığınız noktada oradan yardım alabilirsiniz. Yazar kitabında tarihten birçok olaya ve kişiye yer vermiş, hepsi ayrı birer kitap konusu olabilecekken, bir arada toplanması yoruyor, toparlamakta zorlanabilirsiniz. Açıkçası ben pek sevmedim. Kitap ortaya karışık kıvamında olmuş, bazı bölümler havada asılı kalıyor ve kitabın sonunun da net bitmediği ve biraz daha üzerinde durulsaydı daha doyurucu bir son olabileceği kanaatindeyim. Ama Ayşe Kara bence geleceği çok parlak bir yazar  ve elbette bu kitabını da öneriyorum. Bir sonraki kitabını merakla bekliyorum. 

Birkaç alıntı;

*Bir erkek veya kadın anne babalarına başka, arkadaşlarına, kardeşlerine başka yüzler gösterir -birbirlerinin yanında elbiselerini soyundukları gibi- en gizli yüzlerini, tutkularını, saplantı taraflarını eşlerine gösterirlerdi.

*"İnsan yaşadıkça ona şanslı dememeli."  

*-İnsanı en büyük yanılgıya düşüren de kalbi oluyor galiba, dedi. Ve kimsenin yanılgısı da kimseye tecrübe olmuyor. 

*O günden bu yana kalplerini mühürlemişlerdi, aşk girmesin, kalplerini talan etmesin diye. Bilememişlerdi ki aşk zaten içerideydi. Fışkırıp çıkmak isteyecek, eline ayağına vurulu zincirlerle, güllerle habire dövüp duracaktı kalbin duvarlarını.