Baş Kitabımız

Baş Kitabımız

Dostlarımız

Dostlarımız

Kütüphanemiz

Kütüphanemiz

Kitaplarımız

Kitaplarımız

A. Ali Ural/Posta Kutusundaki Mızıka

Çarşamba, Aralık 31, 2014

Esselamu aleyküm dostlar, akşam-ı şerifleriniz hayrola :)

A. Ali Ural'ın Posta Kutusundaki Mızıka'sını baştan sona ikinci kez okuyuşumdu benim, yine çok keyifle okudum, boğazım düğümlendi çoğu yerinde, ağlamaktan okuyamadım bazı bazı..


Sevgili Ali Ural nasıl yazmış o mektupları, hangi duygularla, kimi düşünerek yazmış bilemiyorum ama beni her okuyuşumda ayrı etkiliyor, her seferinde kendimden bir şeyler buluyorum muhakkak...

İnsan annesine, kardeşine, sevgilisine, çocuğuna, dostuna... 
Herkese yazabilir o mektupları... 

Bu kitabı okudukça insanın mektuba ilgisi artıyor, özeniyor eskiye... Teknolojinin bizi bu kadar sarmaş dolaş etmediği günlere... Okursanız beni daha iyi anlayacaksınız :)

Aralarından seçim yapmak çok zor, isterdim ki her satırını taşıyayım buraya, ama siz dokunarak okuyun o güzelim satırları, buradakiler tadımlık olsun...

*Sevgili Dost,
Eğer yeryüzündeki bütün elleri bir masanın üzerine koysalar, elini bulabilirdim onların içinden.

*Sevgili Dost,
Bulunduğu durumun farkında olmamak, her durumdan daha kötüdür.


*Sevgili Dost,
''Kalpler ancak Allah'ı anarak huzur bulur,'' ayetini biraz daha dikkatli okuyacak olsak, basınç odasının yerini göreceğiz. Evet, bu ayet, adına ''stres'' denen çağdaş basıncı düşürecek ilahi bir odaya, Kur'an'a çağırıyor bizi.
Frankenstein'ın yaratığı değil, Allah'ın kulu olmak ne güzel!
Ne güzel ''Allah en büyüktür,'' sözü.

*Sevgili Dost,
İnsan yoktu ve sınır yoktu. İnsan geldi ve elindeki tebeşirle sınırlar çizmeye başladı.

*Epictetus, elindeki cevizlerin birazını bırak der, eli çömlekte sıkışan çocuğa.
''Hırs sebeb-i hasârettir.''

*Sevgili Dost,
Bir bedenin organları gibi olduğumuz söylenmişti bize ve biz buna inanmıştık. Çünkü bu sözün sahibi Peygamberimizdi. Vücudumuzun bir parçasının geçirdiği rahatsızlık hani bütün vücudu ateşler içinde bırakacak, bütün vücut bu rahatsızlıktan elem duyacaktı? Kol kesilirken dudak gülüyor, ayak kesilirken kollar el çırpıyor, bir göz oyulurken diğer göz futbol maçı izliyor. Bir cinnet olmalı bu! 

Keyifli okumalar dilerim, huzurla kalın...

Kemal Özer/Müslüman'ın Diyeti

Salı, Aralık 16, 2014

Esselamu aleykum ve rahmetullah..

Merhabalar efendim, öncelikle belirtmek istiyorum ki bu bilindik bir rejim/diyet kitabı değil, yanlış anlaşılmasın... Bu ancak bir müslümanın yaşam boyu yemek yeme stili.

Bu kitabı duymamıştım daha önce, yazarını da öyle. İnternetten kitap siparişi verirken bir anda karşıma çıktı ve alıverdim ben de.. İyi ki de almışım. 

Müslüman bir insanın Allah'ın bize verdiği nimetleri hangi ölçüde, ne zaman, nasıl tüketmemizi bazen bilimsel bilgiler eşliğinde, bazen de hadis veya ayetlerle çok güzel açıklıyor yazarımız. Özellikle Efendimiz (s.a.v)'in yeme ölçüsünü, hadisleri ben ilgiyle okudum. Umarım sizler de istifade edebilirsiniz.

*Rivayetler, Hz. Peygamber'in bir hurma tanesini bile ayakta yemediğini, bir şey yiyecek olduğunda nimete ve o nimeti bahşeden Allah'a hürmeten mutlaka çömeldiğini bildiriyor.

*Muhyiddin-i Arabî hazretleri yeme içme adabını şöyle özetler: ''Besmelesiz başlama, acıkmadan yeme, yemeğe hep en son sen başla, yerken acele etme, acele etmeden lokmayı teenni ile ortalama olarak al, taamı çiğnemeden yutma ve iyice çiğne, diğer lokmaya elini uzatırken de besmele çek, sofrada yalnız bile olsan hep kendi önünden ye, sofradakilerin yüzüne ve eline bakma, daha fazla yemen konusundaki ısrarlara aldırış etme, zaruret kadar ye, sofradan mideni doldurmadan kalk, nimeti hazırlayana teşekkür et, bu rızkı veren Allah'a gereği gibi şükret, günde ki öğün ye.''

*Rasülullah(s.a.v) şöyle buyurdular: ''Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak. Böylelerinin hiçbir duası kabul edilmez.''

*...Hz.Ömer'in ''Biz harama düşme korkusuyla helâlin onda dokuzunu terk ederiz.''

*İzin verilen hayvanların sadece helal kesim olmasına değil, helal ve temiz beslenip beslenmediklerine de bakılmalı.

İstifadenize inşaAllah, keyifli okumalar...

Alper Canıgüz/Alper Kamu Cehennem Çieği

Perşembe, Eylül 18, 2014

Esselamu aleykum,

Dostlar afiyettesiniz inşaAllah :)

Alper'i, Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı okuyanlar tanır, o çocuk kendisini okumaya müptela eder insanı ve bu eseri de öylece bir solukta okuyuverdim, özlemişim küçük dehamızı :) 
Cehennem Çiçeği, Oğullar ve Rencide Ruhlar'daki Alper'in yeni maceralarından oluşuyor, yani kitabın hem devamı gibi hem de değil. Her türlü okunur :)
Sanırım yazarın üslubuna ve Alper Kamu'ya alıştığımdan ötürü bu kitaptan ayrı bir zevk aldım ben. Üslup yine gayet akıcı, tespitler yerinde ve Alper Kamu Şahane :)

Alper yine iş başında, çocuk n'apsın her türlü garip hadise onun etrafında yaşanıyor o da küçük bir dahi olarak kayıtsız kalmıyor tabi olanlara yine :) Onun bazen çocukça bazen de gayet olgun düşüncelerine, yorumlarına hayran olmamak elde değil. Güldürürken düşündürüyor sizi. Olaylar karşısındaki olgun duruşu, hiçbir şeye şaşırmayışı, kendince getirdiği yorumlar şaşırtıyor insanı. Hiçbir şeye şaşırmamaya başlıyorsunuz siz de, çünkü yazar öylesine güzel anlatıyor ki, gerçekten beş yaşındaki Alper'in bunları yaşayabileceğine ve düşünebileceğine inanıyorsunuz.

*Gerçek ya da kurgu, bütün hayat aşk denen yalan çevresinde dönüyordu sanki.

*Mutsuzluklarını kanıksamışlardı ve daha büyük bir şeyin peşinde koşmak akıllarından bile geçmiyordu.

*Tecrübelerime göre, kapımızı çalanların sekizde yedisi görmek istemeyeceğim kişilerden oluşuyordu. Kalan sekizde bir de yanlış zamanda gelirdi ekseriyetle.

*Sağı solu kontrol ettikten sonra kafamı kaldırmak suretiyle yukarıları incelemeye aldım. Ne dost bir yüz, ne de kendini balkondan aşağı atmaya hazırlanan biri vardı görünürde. Saat serserilik etmek ya da canına kıymak için çok erkendi henüz.

*Annemin iniltisini işittik: “Bari bir kan tahlili mi yaptırsak?” Röntgen, tomografi, EEG, MR, ampütasyon, beyin cerrahisi, karaciğer nakli gibi sosyal sigortalar kurumunun bilaücret sağladığı muhteşem servislerin hiçbirinden yararlanamayacağımızı öğrenmenin şokunu üzerinden güçlükle atan annem, “bari bir kan tahliline” fitti şimdi.

*Hayal kırıklığı içimde güçlü duygular uyandırmış olacak ki, o noktada pek çok sosyopat gibi ben de, madem kendime bir hayrım dokunmuyor bari dünyayı kurtarayım diye düşünerek Ümitler'in kapısında aldım soluğu.


Keyifli okumalar :)

Nazan Bekiroğlu/Mimoza Sürgünü

Pazartesi, Eylül 15, 2014

Esselamu aleykum..

Merhaba dostlar, gününüz hayırla dolsun.
Az evvel bitirdim Mimoza Sürgünü'nü. Ben Nazan Bekiroğlu okurken dinlendiğimi, hatta yüreğimdeki ağır yüklerden bazılarının kaldırıldığını hissediyorum... Öylesine güzel anlatıyor ki, insan rahatlıyor onu okurken. 

Bu sefer bir romanla değil denemeyle karşımıza çıkıyor yazar. Ben normalde pek deneme tercih etmem ama bazı yazarlar özeldir ve tüm kitaplarını sorgusuz edinmek isterim, bu da onlardan biri, kitabın türüne bile bakmamıştım alırken :) İlk başta deneme olduğunu anlayınca küçük bir hayal kırıklığı yaşasam da sevdim elbette, yüreğinden yüreğime dokunanları.

Yazar Trabzon'da yaşıyor ve tam bir Karadeniz aşığı :) Yer yer şehirden, yolculuklarından, gittiği yerlerden bahsediyor. Yurt dışında bazı yazarların evlerini ziyaret etmiş, oralardan, onların hayat hikayelerinden bahsediyor bir bölümde. Bir bölümde sokak hayvanlarından ve insanların onlara bakış açısından dem vuruyor... Kısacası her şey var kitapta, hayata, yaşanılana dair... Hele son bölümde bir Sinek Hanım var ki, çok sevdim ben ;) Nazan Bekiroğlu'nu tanıyorsanız tarzını seviyorsanız dahil edin efendim bu güzel eseri kütüphanenize, e tanımıyorsanız da tanışma için gayet güzel bir başlangıç bence ;)

*Ama her yol, sapılmamış olanın hatırasını kazıyordu ruha.

*Ömrümdeki en önemli hadise olarak kalsa bir ırmağın akışı.

*Duru bir görüş bahşetsen bana ya Rab. Her şeyin yerli yerinde durduğunu, ağır ağır döndüğünü, sakin sakin aktığını görmeme yetecek bir bakış.

*Çünkü savaş, yakıtı masumların bedeni olan bir motordur ve tek masumun bile nâhak yere öldüğü yerde bütün evren ölmüş demektir.

*Şu güneşli dünyada her şey göle üstüne gölgedir.

*Hata yapmamak için dönüp geriye bakmak gerektiğinin farkında değil, bütün genler gibi.

*Oysa kendi acısında bütün evrenin acısını tecrübe edenler kadar bütün evrenin acısını da kendi acısına çevirebilenlere insan denir ve yalnızca onlara insan denir.

*Ateşten, bir parçanızı orada bırakarak kurtulamazsınız. Gerçek bir kurtuluş sayılmaz bu.

*Bir zamanlar ''İyi ki cennet var,'' derdim. Şimdilerde ''İyi ki cehennem var,'' diyorum.

Keyifli okumalar...

Murat Menteş/Ruhi Mücerret

Cuma, Ağustos 29, 2014

Esselamu aleykum dostlar,

Sevgili Murat Menteş'in son romanını okudum yenice. Alalı çok oldu ama sırasının gelmesini bekliyordu okunmak için :) Bende sabırsızlıkla bekliyordum açıkçası bir an önce sırası gelsin, okuyayım diye.
Nasıl bir zekaya sahip diye düşünmeden edemiyor insan bu adamı okurken...
Her cümlesi üzerinde düşünülerek yazılmış bir zeka ürünü gerçekten. İnsanı allak bullak ediyor, düşünmeye zorluyor, okuyup geçemiyorsunuz hiç bir cümleyi..


Murat Menteş çok iyi bir yazar, ben çok seviyorum. Bu kitabıyla da benim için nirvanaya ulaşmış durumda :) çok çok beğendim. Aksiyon, macera, aşk, komedi.. her şeyden biraz var bu kitapta. Okurken asla sıkılmayacak, her cümlenin altını çizmek isteyeceksiniz. 

100 yaşındaki istiklal gazisinin enteresan hayatı ve onun etrafında dönen oyunları eğlenerek okuyacaksınız :) Yaşamınızdan kesitlere Menteş'in sözleri damgasını vuracak bazen. Her zamanki gibi o enteresan isimler, mekanlar sizi güldürürken düşündürecek :) Yer yer Alper Canıgüz'den ve eski kitaplarından isimler, yerlerle karşılaşacaksınız. Ben Alper Canıgüz'ün üslubuna da benzetiyorum zaten Menteş'i. Ama hangisi hangisinden esinleniyor ondan emin değilim :) Okuyun bu adamı, pişman olmayacaksınız ;)

*Kalbin kararları bir, bilemedin iki saniyede alınır.

*Senden bekleneni, sana emredileni ya da seni kurtaracak olanı değil; kalbinin derinliklerinde tasdikleneni yap. İyiliği içselleştir.

*Evlilik dediğin, kadına dırdır etme yetkisi, erkeğe de somurtma imtiyazı veren kutsal bağdır.

*Şirinlik akla kibrit suyu döker ve samimiyetin kökünü kurutur.

*Biliyorum, kaplumbağayı yarış atına dönüştüremezsin.

*Gerçeğin acılığı öfke veya pişmanlıkla giderilemez.

*Bundan sonra şansım yaver giderse, ancak mezarımdan petrol fışkırır.

*İyi bir iş yaptığından yüzde yüz emindi ve... kesinlikle yanılıyordu.

*İnsanlar senin yanındayken kendilerini cennetteki gibi kınanmayan, yadırganmayan, dışlanmayan aksine ödüllendirilen, yüceltilen, hoşnut edilen, ikramda bulunulan konumunda, özgür hissederlerse sen, bulunduğun yeri cennete benzetmişsin demektir.

*Allah niyetlerimiz ile akıbetimiz arasındaki bağı rahmetiyle kursun.

Bu kadar yeter bence :) Kendiniz okuyun ve keyfi sonuna kadar yaşayın ;) 
Keyifli okumalar.

İhsan Oktay Anar/Yedinci Gün

Salı, Ağustos 19, 2014

Esselamu aleykum...

İhsan Oktay Anar okuyanlar bilir, onun derin deryalarında yol almak yorar insanı ama bu bir başkaydı gerçekten, 240 sayfalık görüntüsüyle sakın kolay lokma sanmayın, 500 sayfa okumuş gibiyim..

İhsan Oktay Anar, felsefe hocası. Bu kitabında bu yönü biraz daha baskın. Hikayeler, karakterler, tarih, o anlamını çözmekte zorlanacağınız cümleler, kurgular :) Sizi düşündürecek, üzecek, güldürecek zaman zaman.. 

Yazarımız yine çok araştırma yapmış ve ilmek ilmek işlemiş kitabına.. Bu kitabı sakın; yolda, otobüste, birilerinin yanında yada dinlenmek için okumayın, tam aksi kafanız ve ortamınız rahatken elinize alın ve yudum yudum okuyun, bi anda bitirmeye de çalışmayın, bırakın damla damla içinize işlesin :) Zira sonra kim kiminle ne yaptı diye düşünür geri sararsınız :)
Ben tam hakkını veremedim, aradan biraz zaman geçsin tekrar okumayı düşünüyorum.

Kitap üç bölümden oluşuyor; baba, oğul, hayalet... 
İlk iki bölüm biraz karmaşık gelebilir ama merak etmeyin, üçüncü bölümde düğümler çözülüyor ;)

*“Şileplerle getirdikleri malları paraya çeviren tüccarlar herhalde, fetihten sonra kiliseleri camiiye çeviren padişah kadar büyük fatihlerdi. Çünkü bu maceraperest adamlar gerçek birer bilgeydi. Konstantiniye fethedildikten sonra Ayasofya bir cemaat bulmuş, ama Filosofya bulamamıştı.”


*Bu arada Bevval, İhsan Sait’e gelip, ‘Efendi, bu gece de istihareye yatem mi?’ diye sorduğunda hem imanının sağlamlığı hem de göreceği rüyanın çıkacağı konusunda iddialı gibiydi. Diğerleri uykuya daldıktan sonra gerçekten de temiz kalbiyle bir abdest aldı. Lazım gelen duaları okudu ve besmele çekip yatağına uzandı. Sabaha karşı uyandığında doğruca patronunun yanına vardı. Heyecanla ona ‘Efendi! Efendi! Gece rüyamda bi gözel avrat gördüm ki dime gitsin! İyeşil gözlü! Endamlı. Guccağında da ziyah beyaz bi kedi var idi! Böyle gözel avrat görmedi heç!’ deyince İhsan Sait, Bevval’in suratına bir tokat çarparak zavallıya bağırdı: ‘Sus ırz düşmanı! O senin yengen olur!’


*“Zaten kader, bir memurun sabit geliri gibiydi: Fiyatlar yükselip alçalsa bile maaş, yani kader değişmezdi.


*“Çünkü ordu, bu harpte donarak ölen binlerce askerin cesedini, ancak yarım asır sonra toplayıp gömecekti. Vatanı uğruna yaşayan birine köpek, yine vatanı uğruna ölene de köpek leşi muamelesi yapmak, galiba bir devlet geleneğiydi.


*“Onun üstünlüğü, hiçbir üstünlüğünün olmaması.


Ha unutmadan söylemeden geçemeyeceğim, ben İhsan Oktay Anar'ın her kitabında ismini verdiği bir karakterin olmasına bayılıyorum! ^_^ 


Keyifli okumalar...


Risale-i Nur'da Tasavvuf

Pazar, Temmuz 13, 2014

Eğer tasavvufu yaşamaya çalışan biriyseniz bir nur talebesine bakış açınızın çok da sempatik olmadığı düşünülür.Ya da tam tersi bir nur talebesiyseniz tasavvuf ve tarikatlara yine antipatik baktığınız kanısına varılır. Tüm bunların dışındaysanız, zaten sizin için herhangi bi kategorizasyon sorunu yoktur. 

Neyse.. İşte Mehmet Ildırar, cemaati içinde namı diğer "yarbay", bu önyargıları yok etmek adına yazmıştı son kitabını.Son kitap, diyorum çünkü vefatından hemen önce yayınlandığını ve başka bir kitap çıkarmadığını anımsıyorum.Yanlışım varsa bilemem yine de.
 Kitapta,hayatındaki  tasavvuf serüveninin yeni başladığı dönemlerde mürşidinin kendisine "Risale oku, ilmini arttır" ikazıyla Risale okumaya başladığını anlatıyor.Okuduktan sonra da, Bediüzzaman Said Nursi 'nin(k.s.*) yazdığı risalelerde ve de kendine sunulan tasavvuf öğretilerinde farklılık olmadığını, her ikisinin de  Kur'an ve sünnet ahlakına kuvvetle yapışmayı tembihlediğini görüyor. Risalelerden bununla ilgili alıntıların yanı sıra, Bediüzzaman'ın "Zaman tarikat zamanı değildir hakikat zamanıdır." sözü üzerine de uzun açıklamaların yer aldığı bir kitap. Malum sözün ediliş zamanı göz önüne alınırsa insanların, "tasavvuf" gibi takvaya kapı aralayan bir boyuttan ziyade din var mı yok mu ikileminde oldukları bir dönemde tüm gücüyle talebelerini ilme ve hakikatlerin ortaya çıkarılmasına seferber etmek amacıyla edilmiş bir laf olduğu üzerinde duruyor. 
Diğer yandan Bediüzzaman'ın bizzat tasavvuf büyüklerine duyduğu muhabbet ve onlara övgü dolu sözleriyle de tasavvuf karşıtı sayılmasının mümkün olmadığını anlatıyor.Bunların neler olduğunu bilmek ya da Risale-i Nur'la Tasavvuf arasındaki  karşılaştırmalı değerlendirmelere vakıf olmak isterseniz eğer bu kitabı okumalısınız. Semerkand yayınlarından bu kitaba ulaşabilirsiniz. 



Alıntılar da bizzat zamanın alimi Bediüzzaman'ın hatıralarından birine yer vermek istedim. Mürşid mürid ilişkisindeki "himmet" olgusuna dair bir örnek :

"Üstad Bediüzzaman hazretleri (k.s) Sikke-i Tasdik-i Gaybi'de şöyle anlatıyor : Ben 8-9 yaşlarındayken etrafımızdaki bütün ahali tarikatı Nakşibendiyye'nin meşhur gavsı Seyyid Sıbgatullah Arvasi (k.s.) isimli zattan medet isterken, ben akrabalarıma ve ahaliye muhalif olarak Gavs-ı Geylani'den (k.s.) istimdat ederdim.Çocukluk itibariyle elimden bir ceviz gibi ve ehemmiyetsiz bir şey kaybolsa, "Ya Şeyh, sana bir fatiha.Benim cevizimi buldur." derdim.Bir fatiha okurdum ceviz gelirdi.Acayiptir,yemin ediyorum, Gavs-ı Geylani'den (k.s.) 1000 defa böyle himmet imdadıma yetişti.Onun için bütün hayatımda Fatiha gibi zikirleri ne kadar okumuş isem, Hz. Resulullah'tan (s.a.v.) sonra Şeyh Abdulkadir Geylani'ye (k.s.) hediye ediyordum.

Bu zat nasıl olur da tasavvuf evliyasına karşı olur ?"

Evet güzel soru değil mi... :) 
Başta tüm tasavvuf büyükleri olmak üzere Mehmet Ildırar'dan da Bediüzzaman Said Nursi (k.s.) gibi tüm ilim üstadlarından da Allah razı olsun. Işık olmuşlar, aydınlatmışlar, aydınlıklarda olsunlar...

Başka bir kitap değerlendirmesinde görüşmek üzere dostlar... 

* Kaddesallahu Sırruhu = Allah sırrını kutsal (pak-temiz) kılsın" anlamındadır. Vefat etmiş veliler için kullanılır. Kuddise sırruhû (sırrı kutsal olsun) da denilir.

Uğur Koşar/Allah De Ötesini Bırak

Cumartesi, Haziran 14, 2014

Esselamu aleykum,

Uğur Koşar, nasıl anlatılır bilmiyorum ama tam bir terapist, eğer denk gelirseniz muhakkak okuyun derim.. Kitabın başlığına bakıp -bazıları- 'aman dini kitap sevmem, okumam demesin' tam bir terapi bana göre. Kitabı bitirdiğinizde büyük bir rahatlama ve huzur yaşıyorsunuz, hele bir de canınızın sıkkın olduğu veya birilerine kızgın, kırgın olduğunuz zamana denk gelirse süper olur :) Diğer kitaplarını da almayı düşünüyorum ben, sayfa sayısı az, fiyatı düşük ve süpper bir eser, alın, okuyun, okutun efendim bu güzel eseri, lütfen ;)


*Bizim işimiz, kalbimizi kıranlarla oyalanmak değil, kırılan yeri bulmaktır. Ve kalp kırılmaz. Kırılan bir şey varsa o gurur, onur, egodur!..

*Şayet senin içinden kin, kırgınlık, öfke çıkıyorsa sen rahmetten uzaktasındır, egonun ta içindesindir. Çünkü Allah bizi sevgi, merhamet ve aşkla yaratmıştır. Bunun dışında senin kaynağından ne yükseliyorsa o şeytanidir.

*Her haklı olma ihtiyacı hissettiğinde farkına varmanı isterim:
Ego senden doyum bekliyor! Ve hemen onu sustur; onu beslemeyeceğini kibarca söyle ve sevgiyle yerine oturt...

*Peygamber Efendimiz bir adamın, ''Allah'ım senden sabır isterim'' dediğini dudu ve ''Sen Allah'tan bela (sıkıntı) istemiş oldun. Ondan afiyet dile'' buyurdu.(Tirmizi, Daavat,94)

*''And olsun ki, Allah'tan başka sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.'' (Bakara,120) 

*''Allah rızası için affedeni, Alaahüteala yükseltir.'' (Müslim)

*Affetmek Allah'ın baktığı pencereden yaşama bakabilmektir.
Ve daima anımsa: Affedebilirsen duaların önü açılır ve niyetlerin O'na ulaşır.

*Başıma ne zaman üzücü bir olay gelse ''Allah'ım senin seçtiğin benim de seçtiğimdir, inanırım ki sen en iyisini bilirsin'' derim. Bu mana alemine açılan kapılardan biridir. Senin de kullanmanı dilerim. Bu kutsal bir anahtardır. Ve o kapı açıldığında adeta oluk oluk huzurun üzerine aktığını görebilirsin...


Hayırlı okumalar :)

Ehl-i Sünnet İnancı

Perşembe, Haziran 05, 2014

Yine Semerkand yayınlarından bir çalışma...
Dr. Dilaver Selvi'nin zaman zaman Semerkand Tv de programları da oluyor sanırım. 
İnandığımız öğretilerin Peygamber sünneti ölçülerinde tablolandırılmasından oluşan güzel bir kitap.İtikad noktasında bazı bilgilerin pekişmesi yanı sıra bazılarının da kökenlerine inip açıklayan özenli bir anlatım söz konusu. Oldukça açık ve sade bir dille yazılmış olması okumayı hızlandırıyor. İmanı taklidi bir kıvamdan tahkiki hale getirmek için başlama noktası olarak da saptanabilir bu çalışma. Israrla tavsiye ediyorum diyebilir miyim ? Evet diyebilirim... 

Ve alıntılara geçersek: 

"İman, öyle bir nurdur ki, kalbe atıldığı zaman içindeki bütün küfrü ve şirk kirlerini tertemiz eder. O öyle bir ilahi şuurdur ki, ondan kalbinde zerre kadar bulunduran kimse, dünyadan imanla gider ve sonuçta Cennet'e girer. Bu iman, Allah'ın vergisidir, kalbin eylemidir, ruhun Yüce Rabbine karşı "kalu bela"dan başlayan gizli bir sevgisidir.Onun azı da çoktur ve değerinin dünyada karşılığı yoktur."

"Bütün mü'minler Allah'ın dostudur.Müminler içinde muttaki olanlar ve takvada zirvede bulunanlar, diğer müminlerden ayrı olarak Allahu Teala'nın özel dostluğunu elde etmişlerdir.Onlar Kuran'da, "mukarrabun" "ebrar" "muttaki" "ricalullah" "evliyaullah" gibi isim ve sıfatlarla tanıtılmış salih müminlerdir. Bu sıfattaki insanlar , kıyamete kadar her devirde bu ümmetin içinde bulunurlar; Allah yolunda insanlara rehberlik yaparlar, sönmeye yüz tutmuş dini anlayışı yeniler, ibadet ve kulluk hayatını canlandırırlar. Onlara müceddid ve mürşid denir." 

Bir dahaki kitap paylaşımında görüşürüz dostlar :) 

Hikem-i Ataiyye

Bu kitabı okuma sürecimde o kadar çok kişiye anlattım ve o kadar çok kişiye tavsiye ettim ki sanırım çevremde fazlasıyla meraklısı oluştu. Ne gariptir ki sürekli adından bahsetmeme rağmen yine de bir çırpıda söyleyemediğim tek kitap adı budur herhalde... Hikem-i Ataiyye... Yazması daha kolay :)

Mesnevi öğretilerine hepimiz aşinayız değil mi ? Ya da daha güncel örneklendirmek gerekirse uzak doğu kültürünün huzur verici(!) mistisizmine... Biz, huzurun ve mutluluğun, sadece paketlenmiş ticarileştirilmiş sonra da görsel/yazılı medya aracılığıyla zorla hayatımıza dikte edilmiş şeylerde olabileceğine inandırıldık son dönemlerde. Refah içinde bir yaşantının belli bir fiyatı olduğunu ve ancak ücreti mukabilinde elde edilebileceğine de hani... Oysa geçmişimizde, ışık kaynağı  gibi zamanlarını aydınlatmış tasavvuf büyüklerinin yazdıkları eserlere şöyle bir bakıversek, Batı'nın en hümanist tavırlarına bile taş çıkartacak yol haritalarını buluruz. Elimizden tutup,bizi gerçek özgürlüğün bulutlar üstü mekanına çıkartacak Allah dostlarının öğretilerine kulak versek...Bugünkü buhranların çoğu hayal olurdu belkide... 
Ama bu zor ve herkese nasip olmayan bir yolculuktur ki, o sebepten okuduğum bu eser gibi çoğu eser kütüphanelerin raflarında istiridye içindeki inci gibi keşfedilmeyi beklemekte... Hikem-i Ataiyye , Şazeli tarikatının büyüklerinden, aynı zamanda fıkıh, tefsir v.s. ilimlerin tahsilini veren Ataullah İskenderi (K.s.) 'nin tasavvufi öğütlerini içeren bir kitap. Kısa başlıklar ve açıklamaları halinde düzenlenmiş 2009 basımı Semerkand yayınlarından çıkmış. Son derece anlaşılır ve akıcı bir üslupla yazıldığı için kısa sürede bitirip lezzeti damağınızda kalır cinsten bir kitap. Israrla tavsiyedir... 


Alıntılar kısmına sayfalar dolusu şey eklememek için kendimle mücadele halindeyim.Çoğu eklenesi bölümü eleyip alıntılar kısmına  karar vermek hiç kolay olmadı :) İşte kitaptan bazı başlıklar...

"Günah işleyince ümidin azalması, amele güvenmenin alametlerindendir."

"Allah seni sebeplere muhtaç bırakmışken senin o sebeplerden soyutlanmayı istemen gizli şehvetlerdendir."

"En yüce himmetler bile kader surlarını yaramaz."

"Tedbir almaktan nefsini rahat tut.Allah'ın senin yerine yaptığı işi kendi üzerine yükleme."

"Bazıları , 'Nefsini köpekten daha kıymetli gören, kibirlenmiş ve Allah'ın gazabını hak etmiştir'demişlerdir."

"Şeyh Abdurrahman Said büyük bir fakih idi.
Bir kış günü çamurlu ve dar bir yolda yürürken karşıdan gelmekte olan bir köpekle yolları kesişti.Kendisi yolun orta ve temiz yerinde, köpek ise biraz alçaktaydı.Bir müddet köpeğe baktıktan sonra yerinden ayrılarak , daha alçak ve çamurlu olan bir kenara çekildi.Bu olayı gören biri O'na sordu :
'Çok garip bir şey yaptın. Temiz yeri köpeğe bırakıp kendini niye çamura attın ? ' Dedi ki :
'Yolun ortasındayken bir an kendimi ondan üstün hissettim.Oysa vallahi o benden daha üstün ve ikrama daha layıktır.Benim çok günahım var köpeğin ise yok. Bu sebeple yolu ona bıraktım.Şimdi ise Allahın beni bağışlamamasından korkuyorum.Çünkü benden daha hayırlı olandan nefsimi büyük gördüm. ' "

İşte dostlar gerçek "insan hakları" ...

Gerçek hümanizm...

Gerçek mutluluk...

Gerçek özgürlük...

Hayal edilesi ütopya...!


Diğer kitap incelemesinde görüşmek üzere... 

Şemail-i Şerif

Cuma, Mayıs 02, 2014

Semerkand Dergi'ye aboneyim. Ve Semerkand-Aile' ye , ve hatta yine Semerkand yayınlarından Gençokur Dergisine... Tanıyanlarınız var mı bu dergileri ?
Belki de vardır...
Şemaili Şerif bu sezon Semerkand Dergisinin hediyesi olarak gönderildi tarafımıza. 
Bir sevindik bir sevindik...

İki cihan sevgilisinin tüm beşeri özelliklerinin detaylarıyla anlatıldığı faydalı bir eser. 
İlk olarak büyük hadis alimlerinden Tırmizi'nin yazdığı eserin bir bölümünde kaleme aldığı Peygamber efendimizin dış görünüşü, beşeri özellikleri ve güzel ahlakının zamanla tek eser haline gelerek Şemail adı altında kitapları basılır olmuş.Bu eser de sadeleştirilerek ulemadan  Mehmed Raif efendi tarafından kaleme alınmış bir Şemail olup 1304 ve 1311 olmak üzere iki kez baskısı yapılmış.Elimizdeki eser ikinci baskıdan bir örnek.Sahih hadislere dayanılarak hazırlandığını ve hazırlanma aşamasında İstanbul dersiamlarından beşinin tahsisinden geçtikten sonra yazıldığını giriş kısmında öğreniyorsunuz. Bu arada dersiamın müderrislerin okuttuğu ders olduğu bilgisini  de ufak bir araştırma sonucu elde ediyoruz.

Eserin sonunda vardığınız kanı şu oluyor : Peygamber efendimiz (s.a.v.) asırlar öncesinde ve bizim şu an sahip olduğumuz koşulların çok uzağında olmasına karşın dünyanın en "prezantabl" insanı olarak bir yaşam sürdürmüş.Konuğu olduğu kainatın ev sahibi yüce Yaratıcı tarafından yapılan yönlendirmelere tam teslimiyet göstermesi bunda çok etkili tabi.Keza bize de dünya ve ahiret afiyeti konusunda sürekli sevgili peygamberin sünnetine teslimiyet gösterme tavsiyesi bundan kaynaklı olsa gerek.
Sağlık, zindelik, estetik noktasında kaliteli bir yaşam sürmenin yegane metodlarından biri O'nun(s.a.v) güzel sünnetine tabi olmak muhakkak. 
Eseri her müslümanın okuması gerek dostlar, ihmal etmeyiniz, kütüphanenize ekleyiniz ve en kısa zamanda okuyunuz inşaallah...


Alıntı mevzusunda :

"Kitabın mukaddimesinde müellif,bu kitabı aşkla ve şevkle okuyanların,Peygamber efendimiz (s.a.v) rüyasında göreceğini kaydetmiştir.Peygamberimizi(s.a.v) düşünde görmenin saadet alameti olduğu ve imanlı ölmeye sebep olacağı 353. ve 359. hadislerden anlaşılmaktadır."
Söz konusu hadisler :
"Kim uykuda beni görürse, beni gerçekten görmüştür.Çünkü şeytan benim suretime girip başkasına gözükemez."
"Müminin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür."

Bol kazançlı  üç aylara girdiğimiz şu günlerde kitap seçimlerimi daha çok akaid , siyer ya da Allah dostlarının hayatlarından seçmelerle çeşitlendirmek istiyorum dostlar. Demir tavında dövülür ne de olsa değil mi :)
Tarafımıza nurlu bahşedilen günlerde işlerimiz, ibadetlerimiz, meşgul olduklarımız hep bizi nurlandırmaya meyletsin  telaşesindeyiz azıcık :)
Bu kapsamda yeni kitap paylaşımlarında görüşmek üzere diyeceğim...

Hem de hayırlı kandiller , hayırlı üç aylar , hayırlı da ömürler olsun hepinize ! :)

İhsan Oktay Anar/Suskunlar

Perşembe, Nisan 24, 2014

Esselamu aleykum...

Enfes bir İhsan Oktay Anar kitabı daha okudum dostlar, çok seviyorum bu adamı. İnsanı nasıl da alıp götürüyor o mekanlara, insanlara, olaylara... Bir kere kitabı okurken hiç sıkılmıyorsunuz, bir film izler gibi bütün sahneler gözünüzün önünde sanki, öyle güzel anlatıyor... Kurgu ve detaylar yine harika. İhsan Oktay Anar okuyanlar bilir, insan hiç görmediği mekanları gözünde canlandırıyor, onun güzel betimlemeleriyle.

*''...Bilcümle İslam'ın necat ve saadet ve selametine pîrler, erenler, üçler, yediler, kırklar, göçenler demine devranına 'Hû' diyelim, Hûûû!...''

*''Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim 'Gel' dememiz değil, ayrıca onların sana 'Git' demeleri. Hiç kimseye 'kötüdür' deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır.''

*''Belli ki senin bizim lokmamıza ihtiyacın yok. Ama bizim sana ihtiyacımız var. Gel, soframıza şeref ver. Yemeğimizin tuzu, gözümüzün nuru ol. Gel soframıza! Gel!''

*''Kin şeytanın kahkahasıdır'' dedi.


Vesselam... Keyifli okumalar.

Ölüler Evinden Anılar

Çarşamba, Nisan 23, 2014

Uzak diyarlardaki kürek mahkumlarının hapishane yaşamlarını ve içerideki insan manzaralarını anlatır Ölüler Evinden Anılar.Çok uzaklara Sibirya'ya gidersiniz  her şeyden önce. Birbirinden farklı milletlerden, karma olarak bir araya gelmiş mahkumların gündelik yaşamlarını , hayat hikayelerini, suç işleme süreçlerini ve de farklı mizaç tasvirlerini dinleyip kendinizi hapishane içinde bulursunuz. 
Bu yüzdendir çoğu okuyucunun, " lahana çorbasından nefret ettim(mahkumlara sürekli verilen yemektir)" , "ayaklarımda prangalar varmış gibi hissettim" cümleleriyle kitabın içine ne kadar çekildiklerini ifade edişleri... Gerçekten de öyle,ilk sayfalardan itibaren sizi etkiliyor ve bitirdikten sonra da bir müddet hapishane yaşam düzenini unutamıyorsunuz. 


Dostoyeski'yi okumayı seviyorum... Her şeyden önce dili çok akıcı ve kendi kültürümüzden olmamasına karşın ruhunda bizim insanımızdan bir şeyler taşıyor gibi hissettiriyor hep... Suç ve Ceza yarım kalmıştı önceki senelerde, bundan sonraki hedefim kısa sürede ona başlamak :) 

Ve kitap paylaşımlarımızın geleneksel "alıntılar" kısmına geçecek olursak :

"Eğitim bile yeterince güvenilir bir ölçü sayılmaz.Bu talihsizlerin arasında cahil ama ince ruhlu adamlar tanıdım.Hapishanede bazen bir adamın yıllar boyu insanlıktan çıkmış , vahşi bir hayvan olduğunu düşünüp ondan iğrenirsiniz. Sonra bir an gelir adam, ruhunu çırıl çıplak bırakıverir; öyle bir zenginlik,duyarlılık ve sıcaklık,hem kendisinin hem de başkalrının acılarına karşı öyle bir farkındalık görürsünüz ki inanamazsınız.Bazen de tersine; eğitim kimi zaman vahşetle ve hayasızlıkla yan yanadır ; iyi niyetiniz bile buna özürler bulamaz."

" Beni yüzükoyun yatırdılar ve ayaklarımı dizlerimden yukarıya doğru bükerek örse koydular...
Kıdemli demirci,"Perçin,perçin,önce perçini döndürün..." diye emretti."Sıkı tutun şimdi çekiçle dövün..."
Prangalar yere düştü.Onları elime aldım...Son bir kez bakmak istiyordum.Şu ana dek onları ayaklarımda taşıdığımı düşününce içim tuhaf oldu.
Mahkumlar sert ama memnun bir sesle,"Tanrı sizinle olsun!" dediler.
Tanrı'nın yardımı bizimle olsun ! Ölüler evinden çıkış, yeni, özgür bir hayat...Ne muhteşem bir an ! "


Başka bir kitap paylaşımında görüşmek üzere dostlar :)

Martin Eden

Perşembe, Nisan 10, 2014

Martin Eden  kimdir ? diye sorarlarsa  şunu diyebiliriz :  O çılgın bir yazardır...

Aslında bir gemi işçisi olan Martin Eden'in yazar olma çabasını anlatan kitap, aynı zamanda son derece güçlü bir motivasyon kaynağı oldu benim için.

Nasır tutmuş elleriyle kaleme son haddinde bir gayretle  sarılışı,
İngiliz filozof Herbert Spencer hayranı bir pozitivist olmasına  rağmen bir burjuvanın kızına deli gibi aşık oluşu, 
dürüstlükten asla fire vermeyen erdemli yapısı,
Ve... ve daha anlatırsam size kitabı okumuş olmaktan farkı kalmayacağı için tüm bu yönleriyle Martin Eden, tanınması gereken bir kahraman demekle yetiniyorum sadece...

İlk kez Jack London okuyorum.Sanırım kötü bir çeviri olmasına karşın sade bir anlatım dili olduğunu tahmin ediyorum yazarın.Özellikle Martin Eden için klasikler arasında olduğu söyleniyor.Bu kitabı  şöhret olduğu bir dönem yazmış ve esas kız olan  Ruth yazarın gerçek hayattaki ilk aşkı Mabel isimli bir bayanı temsil ediyormuş, bu da kısacık bir dip bilgi olsun. 
Israrla tavsiye ettiğimiz çalışmalar arasında yer alabilir bu kitap rahatlıkla. 


Kitaptan bir alıntı eklemek gerekirse ;

"Ne kadar güzel konuşuyorsun" dedi kız farkında olmadan. Martin, O'nun kendisine meraklı gözlerle baktığının farkına vardı.
"Umarım konuşmasını öğreniyorumdur" diye kekeledi."İçimde söylemek istediğim o kadar çok şey var ki.Kimi zaman tüm dünya,yaşam, her şey içime girmiş de benden onların sözcülüğünü yapmamı istiyorlarmış gibi geliyor bana.Nasıl hissettiğimi anlatamıyorum.İçimdeki yüceliği duyuyor ama konuşmaya başladığımda bir çocuk gibi geveliyorum." 

Sanırım bazen Martin'le aynı şeyleri hissettiğimiz zamanlarım oluyor... 

Keyifli okumalar olsun dostlar, herkese sevgiler ... 

Zülfü Livaneli/Serenad

Cumartesi, Mart 29, 2014

Esselamu aleykum..

İlk kez başkahramanı bir kadın olan ve seslendireni de aynı kişi olan bir eseri erkek bir yazardan okudum( Baya karaşık bi cümle oldu ama anlayacağınızı ümit ediyorum. ) Şaşırtıcı ve çok güzeldi.. Kadınların duygu ve düşüncelerini anlayan ve aktarabilen, yegane yazarlardan biri bence Zülfü Livaneli. Yazar hikayeyi öyle güzel anlatıyor ki, hiç sıkılmadan ve olayların tüm ayrıntılarını hiç atlamadan aklınızda tutabiliyorsunuz. (Bu benim nadir yapabildiğim bir şey çünkü. ) Bu da romandan uzaklaşmamanızı sağlıyor, ben çok kısa bir sürede okudum, sayfa sayısı 481 ama bu sizi korkutmasın çünkü puntosu biraz büyük ve kitap çok akıcı olduğundan hızlı ilerliyorsunuz. Bazı bölümler tarihten bilgi aktarıyor, şaşırarak, heyecanla okudum. Çok önemli bir eser, okuyun efendim.


*''Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!''

*''Her iktidar adam öldürür mü?''

''Evet! İktidar zulüm demektir. Hele denetlenemeyen iktidar.''
''Peki, iyi insanlar iktidara gelirse''
''Öyle şey olmaz''
''Neden?''
Acı bir gülümsemeyle açıkladı:
''İyi insanlar iktidara gelmez, gelse bile iktidar onu bozar, zalim yapar.''


*''Evet'' dedi. ''Siz bile adam öldürürsünüz. Çünkü iktidar olmanın başka yolu yok. Eskiden daha açık yapılıyordu, şimdi daha gizli.''

''Ellerini çekip daha yumuşak bir sesle devam etti.
Dolaylı olarak öldürürsünüz, ölümlere neden olursunuz, ama bir şekilde, iktidarınızın sürekliliği öldürmeye bağlı olur. Belki şu anda böyle bir şey yapamayacak bir yapıdasınızdır. Ama iktidar yolu zorlu bir yoldur. Uzun bir yoldur. İnsanı dönüştüren bir yoldur. Ancak iktidara hazır hale geldiğinizde, gerektiği kadar değiştiğinizde, bu yolu tamamlayabilirsiniz.
''


*İnsanların kendi milletini veya kendi inancını diğerlerinden daha üstün görmesi, ne korkunç olaylara, ne büyük acılara neden oluyordu bu dünyada!


Keyifli okumalar..

Vesselam.

Hakan Günday/Kinyas ve Kayra

Pazartesi, Mart 24, 2014

Esselamu aleykum ve rahmetullah..

Daha önce böyle bir kitap hiç okumamıştım, baya karmaşık ruh hallerine büründüm zira okurken; korktum, kızdım, iğrendim, üzüldüm, ağladım, umutlandım falan filan...
Adam ne yazmış arkadaş dedim sonunda da! Güzel bitiyor sonu ve bende çoğunuz gibi güzel sonları severim..

Kitabın sayfa sayısı azımsanamayacak derecede, 531. Ama bu sizi korkutmasın, okurken sıkılmak mümkün değil, çünkü sürekli bi karmaşa, değişim söz konusu. Okurken hep merak edilen ve sürekli acaba sonunda ne olacak dedirten ama sonuna bakarak da büyüsünü bozmak istemeyeceğiniz bir kitap.

Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm genel, ikinci bölüm Kayra ve üçüncü bölüm Kinyas'a ayrılmış. İlk bölüm hayat, ikinci bölüm karamsarlık ve üçüncü bölüm umut dolu :) Okuyun efendim bu zeka ürünü eseri de.

Son olarak kitabı çabuk bitirecem diye bunaltmayın kendinizi, zira bir solukluk bir eser değil, sindirin ;)

* ''İnsanlar...'' dedim fısıldayarak. ''Taşırlar insanları. Kundaktayken, tabuttayken. Hep taşıyacak birileri olur. Bazıları dostluktan, bazıları cepteki paradan, bazıları da içinde bulundukları sistem bir gün onlara da taşınma sırasının geleceğini söylediği için, taşırlar insanları...''

*İnsanların icadı, kolay ve acısız bir sömürü yoluydu politika.

*Vatan özlemi, yemeklerin lezzetinde, bulunulan ülkenin insanlarına duyulan nefrette gizlidir. Dağdan gelip bayırdakini kovmak, dağa hasrettendir!

*Ve her ışığa tuttuğum banknotta, insanların da gerçekliğinin bu şekilde anlaşılamıyor olmasına şükrettiğimi hatırladım...

*Her devlet memuru aslında bir süpermarket işletir oturduğu makamın koltuğunda. Satabilecekleri bellidir. Fiyatlarda pazarlık söz konusu değildir, çünkü monopol vardır.

*Evden kaçmaya hazırlanan bir çocuğun dışarıda aç kalacağını bildiğinden, son akşam yemeğinde boşalmış tabağını doldurması için annesine ikinci kez uzatmasına benziyordu yaptığı...

*İki insanın birbirine muhtaç olmasının, onları bütün dünyadan koparabilecek bir güç olduğunu düşünüyordum...

Keyifli okumalar!



Murat Menteş/Dublörün Dilemması

Çarşamba, Mart 05, 2014

Esselamu aleykum...

Aranızda daha önce Murat Menteş okumayan ve okuma düşüncesi olan da varsa ki yoksa da olmalı! Lütfen kitapları yazılış sırasına göre okuyun, kesinlikle isabetli bir karar vermiş olacaksınız, çünkü yazar her kitabında biraz daha ustalaşıyor... Ben yazarın üç kitabını da birlikte almıştım ama okumaya ikinciden başladım yanlışlıkla :) Korkma Ben Varım'da yazar bence daha iyiydi, çünkü burada da olaylar karakterlerin diliyle anlatılıyor, ama her karakterin dili maalesef aynı... Bu durum bu kitapta benim gözüme biraz daha fazla battı. Ama siz okuyun efendim Murat Menteş'i, o düşüncelerini insanın aklına kazırcasına kurduğu cümlelerinden istifade edin. :) 
Ütopik maceralar var yine kitapta. Kitabı yavaş okumaya özen gösterin, çünkü küçük ayrıntılar iki üç bölüm sonra karşınıza çıkıyor ve siz bu nerde nasıl anlatılmıştı gibi bir şaşkınlığa düşebiliyorsunuz. 

Azıcık ta Menteş konuşsun :)

*Gözlerimi kapadım ve yanımdaki koltuğa oturması için dua ettim: ''Allah'ım, bunu dilediğim için ayıp etmiş olur muyum?!''

*Dünyaya onu görmeye gelmişim gibi hissediyorum.

*Bizde vicdan da, mide de yoktu. Allah affetsindi...

*Haddizatında aşk, insanın kendinden geçmesi şartına bağlı değil midir?

*Aşk, insanın şahsiyetini pekiştirir. Çünkü hayatın manası, aşk bohçasında gelen bir hediyedir. Mevcudiyetinin hakkını vermek, hiç değilse mazeretini bulmak isteyen insan yalnızca aşka müracaat edebilir...

*Üstelik faniliğin şiddetini artıran bir şey para. Ve parayla 'asalet' olmaz.

*İnsan, ne ise o olduğunu inkar eden yaratıktır.

*Ne yazık ki aşk hayalin çocuğu, hayal kırıklığının annesidir.

*Babamdan o kadar korkuyorduk ki, ondan nefret edemiyorduk. Büyüyünce de insanın gönül kırıklığı ağır basıyor, yine nefrete sıra gelmiyor.

Keyifli okumalar...

Mehmet Ali Bulut/Can Boğazdan Çıkar

Cuma, Şubat 28, 2014

Esselamu aleykum dostlar,

Neler söylesem nasıl söylesem de size bu kitabı edindirsem de istifade etseniz diye düşünüyorum... O kadar sevdim yani :)

Mehmet Ali Bulut kendi rahatsızlığından yola çıkarak neleri nasıl tüketmemizle alakalı çok yararlı tespitlerle dolu bir kaynak hazırlamış bizlere. Ben duymamıştım, eser ilk çıktığı dönemlerde baya popülermiş aslında, belki duyanlarınız, okuyanlarınız vardır. Yoksa da muhakkak bu kitabı okuyun/okutun dostlar, zira istifade edilmesi gerekenlerle dolu bir eser. Kitapta yer alan birkaç bilgiyi bile uygulamaya geçirseniz sıhhatinizde hayli düzelmeler meydana gelebilir. Tabi kitap sadece hastalar için değil, hastalanmamamız ve dahi uzun bir ömür geçirmemiz için. Kitap, kan gruplarına göre beslenmeden yola çıkarak, neyi nasıl neyle tüketmememiz gerektiğinden ve hangi aralıklarla tüketmemiz gerektiğinden bahsediyor. Dediğim gibi muhakkak istifade edilmesi gereken bir eser.

*Lezzet ve haz endeksli yaşamak, insanı hem müsrif yapar hem hasta!

*Maalesef insan yeme içme merakı yüzünden cennetten kovulmuştur.

*'Sizin Allah'a en sevimli olanınız, yemesi en az ve bedenen en hafif olanınızdır!' Hadis-i Şerif

*'Mü'min günde bir öğün, insan günde iki öğün, hayvan günde üç öğün yer.'

*Tatlı ve meyve ile beraber su almak da kanı bozar.

*'Biz acıkmadan yemeyiz, yediğimiz zaman midemizi tıka basa doldurmayız ve senede bir hacamat yaptırırız.' Hadis-i Şerif

*...hiçbir hayvan doyduktan sonra '' ya bu çok hoşuma gitti biraz daha yiyeyim bari...'' demez.

*Temel bir kural olarak, yemek yedikten sonra en az 2 saat asla bir şey yiyip içmemek mide sağlığı açısından en eslem yol.

*Su içmenin en uygun zamanı, sabah uyandıktan bir iki saat sonra ve yemeklerden en az 2-2,5 saat sonradır.

*Her gruptan insanın, sabah akşam üç veya beş diş sarımsak yutmasında büyük fayda vardır. İnsanlar bunun yararını bilseler asla ihmal etmezler...

İstifadenize dostlar..
Vesselam.

Sabahattin Ali/Kürk Mantolu Madonna

Perşembe, Şubat 27, 2014

Esselamu aleykum...

Sabahattin Ali'yi ilk kez okudum ve sevdim, insan karakterini ve düşüncelerini kalemine fevkalade aktarmış, mutlaka öneririm..

Kitap çok kısa 160 sayfa, ilk başlarda Rasim bey'in hayatıyla ilgileniyor gibi görünse de ana karakter Rasim bey'in iş arkadaşı olan Raif efendinin hayatıdır.. Pek silik bir karakter olan Raif efendi, Rasim bey'in dikkatini çekiyor ve onun hayatını irdelemeye başlıyor ve hiç umulmadık olaylar olaylar tabi... :) İlk başlarda, Rasim bey bölümünde belki biraz sıkılabilirsiniz ama mutlaka devam edin, Raif efendinin ön yargılarla dolu hayat hikayesi sizden de izler taşıyabilir zira ;)


*İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım o kadar artıyordu.

*Mühimce mevkilere geçen adamların esaslı adetlerinden biri de galiba eski -ve kendilerinden geri kalmış- arkadaşlarına karşı gösterdikleri bu biraz da şuurlu dalgınlıktı.

*Bir yabancı ile karşı karşıya oturulduğu zaman adet olduğu üzere oda arkadaşımı gizliden gizliye tetkik etmek, kaçamak bakışlarla hakkında ilk -ve tabi yanlış- kanaatler edinmek istiyordum.

*İnsanları, kendi cinslerinden biri üzerinde kudret ve salahiyetlerini denemek kadar tatlı sarhoş eden ne vardır?

*Gülünecek bir tarafım olmadığını biliyordum. Fakat bunlar da, o yaşlardaki her kof insan gibi, ilk rastladığının suratına gülmeyi bir nevi üstünlük alameti sayanlardandı.

*İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı  tercih ediyorlar.

*Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.

*Onun boşluğunu değil, fakat yokluğunu hissedecektim...


Vesselam...
Keyifli okumalar..